Gebelikte Sirt Agrisi

Sırt Ağrısı gebelikte en sık rastlanılan rahatsızlıklardan biridir. Gebelik ilerledikçe karnınızda olmayan bir ağırlık oluşacaktır.

Karnınızdaki bu büyüme ve ağırlık artışı vücudunuzun dengesni değiştirir. Vücunuzu destekleyen çeşitli kas guruplarında gerilmelere, spazmlara yol açar. Özellikle sırt kaslarında aşırı kasılmalar, kramplar ve ağrılar olabilir. Karın kaslarının zayıflığıda sırt ağrısına neden olabilir. Karın kasları normalde omurgaya destek görevi görür.

Bazen sırt ağrısı böbrek problemlerinden de ortaya çıkabilir.

Bu nedenle böyle bir problem ortaya çıktığında doktorunuza danışmalısınız.

ÖNERİLER :

· Ortopedik tabanlıklı, kısa topuklu ( tamamen düz olmamalı ) ayakkabılar giyiniz.

· Ağır objeler kaldırmayınız, gerekirse yardım isteyiniz.

· Uzun süre ayakta duracaksanız bir ayağınızın altına basamak koyunuz.

· Yumuşak yataklardan kaçınınız.

· Bel kısmınızı iyi destekleyen sandalyeler kullanınız. Gerekirse ince bir yastıkla bel kısmınızı destekleyiniz.

· Oturduğunuzda ayaklarınızın altına destek alınız.

· Sık dinleniniz.

· Gece yan yatınız; ince bir yastığı bacaklarınızın arasına, bir başkasını karnınızın altına koyunuz.

· Belinizin ağrıyan bölgelerine soğuk veya sıcak uygulama veya masaj yaptırabilirsiniz.

· Bazı özel egzersizler yapabilirsiniz, bunlar hem sırt ağrılarınızı azaltır , hem de doğum sırasında gerekli kas guruplarını güçlendirerek sizi doğuma hazırlar.

· Doktorunuz bele veya sırta destek veren korseler ya da bazı ilaçlar ve hatta fizik tedavi önerebilir.

· Sırt ağrısı hissettiğinizde kendi kendinizi tedavi etmeyiniz. Çünkü bu ağrılar erken doğum , idrar yolu infeksiyonu gibi daha ciddi durumların habercisi olabilir.

Haber Editörü : Op.Dr.Özer Kutlu
Haber Kaynağı : Bursa Zübeydehanım Doğumevi

Olu Dogum

Ölü doğum bebeğin 20.gebelik haftasından sonra anne karnında ölmesi sonucu oluşur.

200 gebelikte bir görülür.Bazı durumlarda gebelik riskli olarak devam etmektedir,ve bu gibi kötü sonuçlar beklenebilir.Ancak bazen hiç beklenmedik bir anda gözüken hiç bir sebep olmaksızın anne karnında bebek ölebilir.Bu ölümlerin yaklaşık %14 `ü doğum anında olmaktadır.Anne karnındaki bebek ölümlerinin 1/3 ünde hiç bir sebep bulunamamaktadır.Bebeğin anne karnında sıkıntıda olduğunu gösteren en önemli bulgu hareketlerinin azalması ve güçsüzleşmesidir.Bunun ardından ölüm gelebilir.Genellikle bebeğin öldüğü ultrason ile saptanır,ve doğum uyarılarakbebek ve plasenta dışarı alınır.

Öneriler:

Bebeğinizin hareketlerinde ani bir azalma olduğunu veya durduğunu hissedersiniz zaman kaybetmeden doktorunuza ulaşınız

Şeker hastalığı tansiyon veya benzeri risk faktörleri varsakontrollerinizi aksatmayınız.Önerilere dikkatle uyunuz.

Daha önce benzeri olaylar yaşamışsanız bu gebelikte riskiniz yüksektir. Dikkatli olunuz.

Haber Editörü : Op.Dr.Özer Kutlu
Haber Kaynağı : Bursa Zübeydehanım Doğumevi

Dogum Cantasında Ne Olmali

Eger doğum için hastahaneye giderken çantamda / valizimde neler olmalı? sorusunun yanitini hala tam bilemiyorsaniz Etlik Dogumevi sitesinin tavsiyeleri size yardimci olacaktir.

Bir anne adayı hastane çantasını hazırlarken doğum yapacağı mevsime çok önem vermeli ,ona göre giysi koymalıdır. Ayrıca doğum yapacağı hastaneden anne ve bebek için temin edecekleri şeyleri öğrenmelidir. Böylece anne adayı çantasını gereksiz, kullanmayacağı eşyalarla doldurmuş olmaz. Doğum çantası ihtiyacı olan her şeyin elinin altında olmasını sağlayacağından bir anne adayı için çok önemlidir. Erken doğum ihtimaline karşı doğuma birkaç ay kala hazır olması gereken bu çanta sayesinde anne adayı kendisini daha rahat hissedecektir.

ANNE İÇİN GEREKENLER
  • Hamilelik ve doğum takip kartınız ve doktor kontrollerinizin bulunduğu dosyanız, son yaptırdığınız kan ve idrar tahlilleriniz, sigorta kartınız, sağlık karneniz
  • Yakınlarınızın telefon numaraları
  • Nakit para
  • 3 adet önden açılan gecelik
  • 1 adet sabahlık
  • Deodorant, diş macunu ve fırçası, tarak, şampuan, sabun, ıslak temizleme mendilleri, kulak pamuğu vb kişisel eşyalarınız
  • Saçlarınızı rahatça toplayabileceğiniz toka ya da bant
  • 3-4 adet özellikle önden kopcalı emzirme sütyeni ve pedleri
  • Meme uçları için krem, göğüs kalkanı
  • Göğüs pompası (özellikle meme başı olmayan hanımlar için)
  • İhtiyacı kadar pamuklu ve tek kullanımlık iç çamaşırları
  • 1 paket hijyenik kadın pedi
  • 1-2 adet atlet
  • Kağıt peçete ve havlu
  • Eve dönerken giyebileceğiniz rahat kıyafetler
  • Ayağınızı sıcak tutacak kalın çoraplar
  • İçinde rahat ettiğiniz kolay giyilebilen alçak topuklu, kaymayan bir çift terlik
  • Sizi dinlendirip rahatlatacak sevdiğiniz kitap, dergi, teyp ve kasetler
  • Hastaneye giderken yolda rahat etmenizi sağlayacak yastık

BEBEK İÇİN GEREKENLER

  • 2 tane bady (Mevsime göre kısa veya uzun kollu)
  • 2 tane tulum
  • 2 tane çorap
  • 2 tane ağız mendili
  • 2 tane pijama altı
  • 2 tane şapka ve eldiven
  • 2 takım kıyafet (zıbın takımı, pijama takımı, patiği, başlığı vs)
  • Yelek ve hırka
  • Battaniye
  • 3–4 tane bebek bezi
  • Araba koltuğu/ana kucağı veya portbebe
  • Havlu, ıslak mendil
  • 2 tane önlük
  • 2 tane yelek
  • Bebe şampuanı
  • Saç Fırçası
  • Kirli çamaşır torbası
  • Bebek yatağı için çarşaf ( hastaneye sormak faydalı olur)

Kelimeler: doğum çantası, doğum valizi, doğum valizimde, hastane çantamda neler olmalı, bebek için gerekenler, anne için gerekenler, annenin valizi, doğum çantası icine konulacaklar, hastane çantası, doğum çantası hazırlama,

Kaynak: http://www.etlikdogumevi.gov.tr/


Gebelik ( Hamilelik ) Donemi

Gebelik dönemi - Birinci üç aylık dönem (1.trimester)

Yoğun bir hormonal aktivite nedeniyle bütün vücudunuz değişim geçirir. Memeler emzirme için hazırlanmaktadır, büyümeye başlamıştır ve gergindir. Meme uçları büyür ve çevresindeki halkanın rengi koyulaşır.

Rahim (Uterus) genişlediğinden mesaneyi sıkıştırmaya başlar. Bu da, neden normalden daha fazla idrara çıktığınızı açıklamaktadır. Birkaç hafta içinde bu bulgu azalacak veya yok olacaktır, çünkü rahim büyümesine yukarı doğru devam eder.

Hormonlarınızın aktivitesi yüzünden duygu durumunuz, iştahınız ve libidonuz da değişebilir. Olaylara karşı çok daha duyarlı bir hale gelirsiniz. Normalde sevmediğiniz bazı gıdalara karşı bile iştah duyabilirsiniz (aşerme).

Birinci üç aylık dönemde kilo alımı oldukça azdır, hatta bulantılar nedeniyle kilo alımı olmayabilir. Bulantılar sıklıkla 3. ayın sonunda kaybolur.

Kendinizi normalden daha yorgun hissedersiniz. Çok güçlü yatıştırıcı etkisi olan “progesteron” isimli hormon nedeniyle hiç alışık olmadığınız bir bitkinlik hali yaşayabilirsiniz.


Gebelik dönemi - İkinci üç aylık dönem (2. trimester): Hızlı büyüme

Karnınız büyümeye başlamıştır. Kendinizi tamamlanmış ve huzurlu hissedersiniz. Bu dönemde birkaç kilo alırsınız. Sırtınız ve bacaklarınız bu olağandışı yükü hissedecektir. İhtiyaç duyduğunuz sürece istirahat etmelisiniz.

Büyüyen rahminiz, diğer organlarınızı göğüs boşluğuna doğru iter. Özellikle de diyafram kasına uygulanan basınç nedeniyle nefes darlığı hissedebilirsiniz.

Karın bölgenizin ortasında yukarıdan aşağı uzanan kahverengi bir çizgi oluşabilir. Bu çizgi doğumdan sonra kaybolacaktır. Vücudunuzdaki kan hacmi artacağı için, güçleşen dolaşıma bağlı bazı ufak tefek sıkıntılarınız olabilir: Bacakta varisler, ayaklarda şişme, diş etlerinde hafif kanamalar gibi.

Libidonuz yerindedir. Ve, işte o muhteşem varlık: Bebeğinizin ilk hareketini hissedersiniz!


Gebelik dönemi - Üçüncü üç aylık dönem (3. trimester): Sabırsızlık

Doğum yaklaştıkça daha sabırsız ve endişeli olursunuz. Tüm anne adayları gibi!

Bebeğinizin ağırlığı, bu dönemde iki katına çıkar. Bu nedenle duruşunuz ve yürüyüşünüz değişir. Hareketleriniz yavaşlayabilir ama vücudunuz bebeğinizin gereksinimlerine uyan, hızlı bir tempoda çalışmaktadır.

Kalbiniz dakikada fazladan 12 kez daha vurur. Her bir dakika içinde 185 ml kan, plasentadan geçerek bebeğinize ihtiyaç duyduğu temel besinleri iletir. Memeler süt vermeye hazırdır. Emzirme döneminin ilk anları için oluşan kolostrum (ağız sütü), sızmaya başlayıp giysilerinizi lekeleyebilir.

Uykularınız sıkıntılıdır. Uyurken rahat edeceğiniz bir pozisyon bulamayabilirsiniz.

Doğumdan hemen önceki haftalarda kalça kemikleriniz, aşağı inen bebeğe yer açmak için, ön taraftaki birleşme noktasından hafifçe açılmaya başlar.

Mutlu olayı beklerken dinlenmelisiniz!


Gebelik donemi hakkinda daha detayli bilgi almak icin Gebelik sitemizin Hafta Hafta Gebelik sayfasini ziyaret edebilir, gebelik hakkinda daha genis bilgi icin Gebelik Forumuna goz atabilirsiniz.


Kaynak: http://www.nestlebaby.com/

Gebelik ve Annelik Destekleyenler

Yumurtlama Gunu Nasil Anlasilir?

Ovulasyon günü her kadina göre degisir. Bunu anlamak için bazal temperatür denen bir ölçüden yararlanilir.

Yumurtlama (Ovulasyon) bir sonraki adet kanamasinin baslangicindan 14 gün önce gerçeklesir.
Adet sikluslari 28 gün süren kadinlarda ovulasyon 14. gün de gerçeklesir.Adet siklusu 35 gün süren bir kadinda ovulasyon ( 35 – 14 : 21 ) 21. günde gerçeklesirken , 25 gün süren bir kadinda (25 – 14 : 11) 11. günde gerçeklesir.

Beden derecesi ile her sabah alinan beden isisi devamli olarak bir takvime kaydedilir. Beden isisinin hafif yükselme yaptigi gün (çogunlukla adetin 15. ve 16. günlerine rastlar) kadinin yumurtladigi gündür.


Ovalusyon (Yumurtlama) Gunu Gerceklestigi Nasil Anlasilir?

1 – Gögüslerde hassasiyet

2 - Karin bölgesi ve kasiklarda agri , rahatsizlik hissi

3 - Vaginal akintilarin artmasi

4 - Vücut sivisinin artmasi


Ovalusyon (Yumurtlama) Gunu hakkinda detayli bilgiyi ( Yumurtlama gününde Ateş Ölçümü, Yumurta Takibi ve Çatlatma İğnesi vb.) Gebelik ve Annelik Forumu Anne Olmak İstiyorum bolumunde bulabilirsiniz.

Hangi Gunler Hamile Kalinabilir?

Planlı hamilelik özellikle kariyer yapma çabasındaki çalışan çiftler için büyük önem taşıyor. Günümüz koşulları hemen hemen her alanda olduğu gibi bebek sahibi olma konusunda da plan yapmayı gerektiriyor. Ama kararı verince bebek de hemen gelmiyor. Aylarca çaba! sarf edildiği halde ve klinik olarak hiçbir sorun bulunmamasına rağmen, bazen istenilen hamilelik bir türlü gerçekleşmiyor. Çünkü ya yumurtlama zamanı tutturulamıyor ya da farkında olmadan hamileliği engelleyen hatalar yapılıyor. Oysa maddi ve manevi açıdan hazır olunan bir dönemde bebek sahibi olmak istendiğinde insanların beklemeye pek de fazla tahammülü olmuyor. Peki, doğru olduğu düşünülen zamanda, vakit kaybetmeden hamileliğin gerçekleşmesi için neler yapılmalı, nelere dikkat edilmeli? Uzmanlara göre hiçbir doğurganlık problemine sahip olmayan ve korunmayan bir çiftin ortalama hamile kalma şansı, her adet döneminde yüzde 25 civarında. Çiftin yaşı, regl döneminin zamanı ve ilişkilerin sıklığı ise başarıyı etkileyen en önemli faktörler. Hamileliği sağlayan ve destekleyen koşullara dikkat ederek arzu ettiğiniz bebeğe bir an önce kavuşabilmek için uzmanımızın önerilerini dikkatlice uygulayın.

İdeal yaşta mısınız?
Tıbbi araştırmalar, çocuk sahibi olabilecek çağdaki yetişkinlerin yüzde 10 - 15'inin kısırlık problemi ile karşılaştığını ortaya koyuyor. Aktif bir cinsel yaşamı olan çiftlerin yüzde 57'si üçüncü ayda, yüzde 72'si altıncı ayda, yüzde 85'i de birinci yılın sonunda hamile kalıyor. Hamilelik için gereken süre, çiftlerin yaşları yükseldikçe artıyor. Yaşla beraber kadının üretkenliğinin azaldığını belirten uzmanlar yaşın çocuk sahibi olunmasında bu kadar önemli olmasını başlıca iki nedene bağlıyorlar.

Birincisi yaşlanma sonucunda yumurtaların kaliteleri bozuluyor. İkincisi, ilerleyen yaşla birlikte erken gebelik kaybı olasılığı artıyor. Bir kadın üreme çağı boyunca ortalama 400 - 500 kez yumurtluyor, yaş ilerledikçe kaliteli yumurta sayısı da azalıyor.

Yumurtlama döneminizi tespit edin
Kadınların en fazla doğurgan oldukları döneme ait şöyle küçük formüller söz konusu: Adetin başladığı gün "1. Gün" olarak kabul ediliyor ve 28 günde bir adet gören kadında yumurtlama 13.- 15. gün arasında gerçekleşiyor, işte bu dönem en fazla doğurgan olunan zaman. Ancak kadınların tümü bu dönemde yumurtlamıyor. Bazıları biraz daha önce veya sonra yumurtlayabiliyor. Bazıları da hiç yumurtlamıyor.

Unutulmaması gereken nokta şu! Yumurtlama problemleri olmasına rağmen kadınlar adet görebiliyor ve yumurtlama gücü aydan aya değişebiliyor. Yumurtlamanın olup olmadığı ultrason ya da kan testleriyle belirlenebiliyor.

Erkek spermi cinsel ilişkiden sonra yaklaşık 48-72 saat kadın vücudunda canlı olarak kalabiliyor, işte kadının en doğurgan olduğu bu zamanda, spermin de orada olması gerekiyor, bir de yeterli sperm bulunabilmesi için her gün yerine gün aşırı cinsel ilişkiye girilmesi.

Çünkü fazla sayıda cinsel ilişkide bulunmak erkeğin menisindeki sperm sayısını azaltıyor.

Yumurtlamanın gerçekleştiği nasıl anlaşılır?
Göğüslerde hassasiyet, karın bölgesi ve kasıklarda ağrı, rahatsızlık hissi, vajinal akıntıların ve vajinada ıslaklığın artması gibi şikayetler yumurtlamanın gerçekleştiğinin belirgin işaretleridir. Ayrıca eczanelerde satılan ovülasyon belirleme testleri ile de yumurtlamanın gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenebilir.

Test yaptırabilirsiniz
Jinekologların yumurtlama zamanını izlemek için kullandıkları en önemli yöntem LH düzeyinin tespiti. LH düzeyindeki ani yükseliş, yumurtlamanın 1-1.5 gün içinde başlayacağını, dolayısıyla kadının adet dönemi içindeki en verimli 2-3 gününün başladığını işaret eder. İşte bebek sahibi olmaya karar veren çiftler için cinsel ilişkiye girilmesi en öncelikli günler, bu günlerdir. İdrardaki LH düzeyindeki ani yükselişi artık eczanelerde satılan testler sayesinde evinizde de zamanında ve kolayca tespit edebilirsiniz.

Siz yine de tedbirli olun!
İlişki sırasında kayganlaştırıcı olarak tükürük veya diğer krem vs. gibi maddelerin kullanılması spermleri öldürerek hamileliği önleyebilir. Ayrıca yer çekiminin etkisiyle ayakta veya oturur pozisyonda kurulan ilişkide ya da ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıldığında spermlerin rahim ağzındaki açıklıktan geçmeleri zorlaşır, ilişki sonrası kadının bir süre sırt üstü yatması hamilelik ihtimalini artırabilir. Her şeye rağmen tamamen sağlıklı bir çiftin hamilelik elde etme şansı her ay yüzde 25'tir. Hamilelik ve öncesindeki dönemde çiftlerin yüksek ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları gerekir. Saunadan ve çok sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınılmalıdır. Ayrıca hamilelik ve hamilelik öncesi dönemde çalışma ortamında böcek öldürücü, kurşun, etilen oksit gibi kimyasal maddelere ve radyasyona maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Bu dönemde çamaşır suyu vs. gibi temizlik maddeleri kullanırken eldiven kullanmaya ve bu maddeleri solumamaya özen gösterilmelidir. Günümüzde bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla video, display terminallerinden (bilgisayar ve televizyon ekranı) yayılan elektromanyetik alanın da hamilelere zararlı, olabileceği düşünülmektedir. Bu tip enerjiye maruz kalan kadınlarda düşük oranının arttığı gösterilmiştir. Bu zararlı etkiden korunmak için bilgisayar ekranından 80 cm. uzakta oturulması önerilir. Özellikle monitörlerin arka bölgelerinden uzakta oturmak gerekir.

Doğum kontrol hapı kullandıysanız...
Doğum kontrol hapları en güvenilir doğum kontrol yöntemlerinden biri. Ancak doğum kontrol hapını uzun süre kullanan ve bırakan kadınlarda bir süre daha yumurtlama problemi görülebiliyor. Bu sebeple hamile kalmak için geçen süre diğer doğum kontrol yöntemlerine göre uzun olabiliyor. Bu uzamaya karşın, doğum kontrol hapı kullanımıyla kısırlığın arttığı konusunda herhangi bir kanıt yok. Doğum kontrol hapıyla korunan kadınlar hapları kullanmaya devam ederken de (örneğin kullanmaya yeni başladıklarında) veya kestikten hemen sonra hamile kalabilirler, bu durumda bebeğin sağlığı olumsuz etkilenmez.

Şansınızı artırın!
Sağlıklı beslenmek yumurta ve sperm kalitesini, dolayısıyla da döllenmeyi etkiler. Hamilelik öncesi dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının edinilmesi ve bunların hamilelik süresince devam ettirilmesi çok önemli. Düzenli beslenme alışkanlığı anne adayına, ailesine ve gelişecek bebeğin sağlığına katkıda bulunur.

Boyunuza ve vücut yapınıza uygun kiloda olmak, sağlıklı bir hamilelik için ayrıca önemli. Hamile kalmadan önceki dönemde yağdan fakir, liften zengin diyet uygulanarak ve egzersiz yaparak kilo verilmesi uygun olur. Ancak hızlı kilo verebileceğiniz diyetler hamile kalma şansını düşürüp, hamilelik öncesi besin depolarınızı azaltır.

Sağlıklı hamilelik için en önemli vitamin folik asittir. Döllenmeden hemen sonra omurilik ve sinir sisteminin gelişmesinde önemli rol oynar. Hamilelikten önceki 3 aylık dönemden itibaren, günde 400 mg. folik asit takviyesi sinir sistemiyle ilgili bozuklukların oluşmasını engeller. Folik asit narenciyede, yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde bulunur,

Günde 300 mg.'dan (3 bardak filtre kahve) fazla kafein alınması üreme sağlığını olumsuz etkiler. Kafein kahvenin dışında çay, kakao, kolalı içecekler gibi birçok gıdada bulunur. Bazı çalışmalar fazla kafein alımının düşüklere yol açtığını göstermiştir. Hamilelik ve öncesi dönemde kafein alımı mümkün olduğu kadar azaltılmalı ve kafeinsiz içecekler tercih edilmelidir.

Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde hiç alkol alınmaması en doğru yaklaşımdır. Alkol erkeklerde sperm sayısını ve kalitesini azaltır.

Hamilelik ve öncesi dönemde sigara içilmemesi ve sigara içilen ortamlardan uzak durulması gerekir. Sigara yumurta ve sperm kalitesini bozar, yumurtanın döllenmesini ve döllenen yumurtanın rahme tutunmasını zorlaştırarak hamileliği önler. Sigara içen kadınlarda dış gebeliğin daha sık görüldüğünü gösteren çalışmalar vardır. Bu dönemde sigara bırakmayı kolaylaştıran nikotin sakız ve bantlarının kullanımı önerilmez.

Suni tatlandırıcılar ve bunları içeren gıda maddelerinin kullanımından da hamilelikte ve öncesindeki hazırlık döneminde kaçınılması gerekir.

Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde çiftlerin stresten mümkün olduğu kadar uzak kalması ve yeterince dinlenmesi gerekir.

Egzersiz fazla ağır olmamak şartıyla önerilir. Ağır egzersiz kadın ve erkekte üreme sağlığını olumsuz etkiler.

Ne Kadar Dogurgansiniz?

Henüz çocuk istemiyor ama anne ya da baba olup olmayacağınızı da illaki merak ediyorsanız yaptırabileceğiniz testler var.

Erkekte spermiyogram, kadında ise adetin 2’nci veya 3’üncü gününde PSH hormonuna baktırmak en temel doğurganlık testleri olarak kabul ediliyor

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bir yıl korunmasız ilişki sonrasında çocuk sahibi olamama durumu ‘infertilite’ olarak kabul ediliyor ve hekime başvurmak gerekiyor. Ancak günümüzde insanlar doğurganlıklarının düzeylerinin ne olduğunu, kalıcı partnerleri olmadan, çocuk istemeden dahi merak edip, öğrenmek istiyor. Olaya tıbbi olarak yaklaşıldığında, eğer hiçbir infertilite belirtisi yoksa herhangi bir test yaptırmak önerilmiyor ama kişi illaki merak ediyor ve öğrenmek istiyorsa da, erkekte ve kadında uygulanabilecek testler mevcut. Erkekte spermiyogram, kadında ise adetin ikinci veya üçüncü gününde PSH hormonuna baktırmak en temel doğurganlık testleri olarak gösteriliyor.

KISIRLIK TEŞHİSİ KONULSA BİLE...
İnsanların doğurganlık kapasiteleri birçok nedene bağlı olarak değişebiliyor. Bir kadın üst üste hamile kalabiliyorken, bir diğeri hiç hamile kalamayabiliyor. Aynı şey erkekler için de geçerli ve spermin yapısı, hareketliliği, sayısı gibi birçok neden, doğurganlık seviyesini etkiliyor. Ancak üzerinde durulması gereken konu, çocuk sahibi olmak için tek başına bir kadının doğurganlık kapasitesinin yeterli olmadığı ve erkekle kadının birlikte değerlendirilmesi gerektiği...

Aslında infertilite ya da çocuk sahibi olamama bir kesinlik durumu olarak ifade edilmiyor. Araştırmalar, infertilite teşhisi konmuş kişilerin üçte birine yakın kısmının zaman içinde çocuk sahibi olduğunu gösteriyor.

Sperm testi 2-3 günlük cinsel perhizden sonra yapılıyor
Çocuk sahibi olması için bir çiftin 3 faktöre ihtiyacı var. Bunlardan biri sperm, diğeri yumurta, üçüncüsü de spermle yumurtanın birleşmesini sağlayacak normal bir anatomik ortam. Bu da tüplerin açık veya kapalı olmasına bağlı. Son olarak da embriyonun yapışıp gelişeceği normal bir rahmin olması gerekiyor. Doğurganlık testleri de bunlara bağlı olarak yapılıyor.

Erkekler için testlerin son derece basit olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydın Arıcı, sperm analizi sonucunda son derece geniş bir bilgiye ulaşmanın mümkün olduğunu belirterek, şu bilgileri veriyor:

“Bu testin 2-3 günlük bir cinsel perhizden sonra, yani en son ejakülasyonun (boşalmanın) üzerinden 2-3 gün geçtikten sonra yaptırılmasını öneriyoruz. Spermlerin hareketliliğine bakıyoruz ve en az yüzde 60’ının hareketli olmasını istiyoruz. En önemli faktörlerden biri de spermlerin şekli. Test için herhangi bir erkeğin spermine bakıldığında sperm hücresinde doğal olarak yüzde 40’a yakın şekil anormallikleri vardır. Çift başlıdır, çift kuyrukludur, iri başlıdır, küçük başlıdır, eksik kuyrukludur gibi... İşte bunların sayısı artarsa infertiliteye sebebiyet verirler. Sperm hacminin çok az ya da çok fazla olması da doğurganlığın zor olmasına neden olur.”

KADINLARINKİ ZOR!
Asıl üretkenliğin merkezi kadınlar olduğu için, onlara uygulanacak testler de biraz daha detaylı... Kadınlarda öncelikle yumurtlama fonksiyonları araştırılıyor. Normal olarak her kadının 28 günlük adet döneminde 14’üncü gün yumurtlamanın gerçekleşmesi gerekiyor. Bu noktada hormonal değişiklikleri saptamak için gerekli testler yapılıyor. Testlerden ilki, adetin 3’üncü günü yapılan kan testi. Bu dönemde östrojen en düşük düzeye indiği için yumurtalıktaki yumurta rezervi kolaylıkla tespit edilebiliyor.

Adetin 3’üncü günü hem östrojene bakılıyor hem de yumurtalığın fonksiyonunu kontrol eden PSH hormon testi yapılıyor. Ayrıca, yumurtlamayı da etkileyen, ama aslında göğüslerden süt üretimini kontrol eden prolaktin hormonu da test ediliyor. Ayrıca hem genel sağlık açısından, hem de gebelik ve yumurtalık açısından son derece önemli bir hormon olan troid hormonuna, TSH’ya bakılıyor.

Prof. Arıcı, bunlara ek olarak 14’üncü gündeki yumurtlamadan bir hafta sonra yani 21’inci günde yumurtlama olup olmadığını anlamak için, progesteron hormonuna da bakılmasında yarar olduğunu hatırlatıyor. Bu testler net bir şekilde yumurtlama fonksiyonunun normal olup olmadığını, yumurtalık rezervlerinin ne kadar kaldığını ve bu konuda yapılması gerekenleri açıklıyor. Eğer bu noktalarda sorun tespit edildiyse de ilave olarak yapılması gereken bazı testler bulunuyor.


Kaynak: http://www.ekolay.net/

Ileri Anne Yasi

Günümüzde ileri yaş dediğimiz 35 yaş üstünde gebelik sayıları artmıştır. İdeal gebelik yaşları 20-35 yaşları arasındadır. Kadınların çalışma ve sosyal hayat içinde daha fazla yer almaları, eğitim süreçlerini daha uzun tutmaları ve infertilite (kısırlık) tedavi yöntemlerinin ilerlemiş olması nedeniyle gebelik yaşı daha ileri yaşlara kalabilmektedir. Özellikle ilk gebeliğini 30'lu yaşlardan sonra geçiren pek çok kadın mevcuttur. Son 10-20 yılda bu durumun sıklığı artmıştır.

Kadının yaşı ilerledikçe gebelik olasılığı da azalır. Çünkü yumurtalık fonksiyonları yavaşlar, yumurta sayı ve kaliteleri azalır. Dolayısıyla gebe kalma potansiyallerinde azalma olur. 35 yaştan sonra her adet döngüsünde yumurtlama olmayabilir.

Yaş artışıyla beraber bazı problemlerin de görülme olasılığı artar. Öncelikle kromozomal hastalıklar ve özellikle Down Sendromu görülme riskinde yaşa bağlı istatiksel bir artış mevcuttur. Bu hastalıkta zeka geriliği ile birlikte bazı kalp ve organ anomalileri mevcuttur. Ancak gebelik sırasında yapılan bazı tarama testleri (ikili-üçlü test) ile risk hesaplanır ve riskli gebelerde prenatal testler ile (amniosentez-koryon villus biyopsisi ) kromozom analizi yapılarak fetusta bu hastalığın olup olmadığı tespit edilebilir.

Yaş ilerledikçe insanlarda hipertansiyon veya şeker hastalığı gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artmaktadır.

Diabet (Şeker Hastalığı) : Yaşla birlikte özellikle tip 2 diabet görülme riski artar. Bu hastalıkla beraber olan gebelikte bazı problemler de beraberinde gelir. Özellikle erken dönemde (bebeklerde) yüksek kan şekeri yapısal anomalilere neden olabilir. Bu gebeliklerde düşükler, erken doğum, plasenta problemleri, ölü doğumlar ve preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) gibi sorunlara daha fazla rastlanır. Diabetik anne bebekleri daha kilolu olurlar ve bu durum her zaman iyi değildir. Doğum sırasında bebeğin travma yaşaması açısından da tehlikelidir. Ayrıca diabetik anneden doğan yeni doğanda doğum sonrası dönemde daha sık problemlere rastlanır.

Gebelikte tespit edilen Gestasyonel Diabet ise gebelikte dietle kontrol altına alınabilir. % 15 kadarında insülin tedavisi gerekir. Doğumdan sonra genelde diabet sorunu da ortadan kalkar. Ancak bazen doğum sonrası diabet kalıcı bir hal alabilir.

Yüksek Tansiyon : Gebelik öncesi var olan yüksek tansiyona kronik hipertansiyon denir. Bazen de gebelik sırasında tansiyon yükselebilir. Bu durumda idrarda albümin varlığı ve hastanın ödemleri önem kazanır.

Gebelikte yüksek tansiyonun; ani bebek ölümü, plasentanın erken ayrılması ve bebekte gelişme geriliği yapma gibi sorunlara yol açması muhtemeldir.

Diğer Hastalıklar : Yaşla beraber kalp ve damar hastalıkları, böbrek, karaciğer, akciğer hastalıkları, bazı nörolojik hastalıklar ve kanserlerin sıklığında artış gözlenir.

Derin ve trombozu akciğer ödemi gibi anne hayatını tehdit eden durumlar özellikle kronik hastalığı olan anne adaylarında daha sık görülür.

Gebelikle ilgili sık görülen problemler

* Çoğul Gebelik; Anne yaşının artması ile birlikte sıklığı artar.

* Düşükler; En sık görülme nedeni kromozomol bozukluklar olduğu için ve yaşla birlikte kromozom bozukluğu riski arttığı için ileri yaş gebeliklerde düşük riski fazladır.

* Dış Gebelik; Tüplerin hareketlerinde yaşla birlikte azalmadan veya geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı tüplerde oluşan hasarlardan dolayı ileri yaş gebelerde dış gebelik riski artmaktadır.

* Bebekte anomali; Yaş ile birlikte Down Sendromu başta olmak üzere kromozom anomali riski arttığı için anomalilere daha sık rastlanır. Ayrıca genetik olmayan yapısal anomaliler de ileri yaş gebeliklerde daha sık görülür. ( örn; yarık damak-dudak )

* Erken doğum; Yüksek tansiyon ve diabette komplike olan gebeliklerde daha fazla olmak üzere erken doğum riski artmıştır.

* Gelişme geriliği; Dolaşım sistemini etkileyen yüksek tansiyon ve şeker gibi hastalıklar bebeğe giden kan akımını etkileyerek gelişme geriliğine neden olurlar.

* Plasenta problemleri ve kanama; Plasenta previa ve ablasyo plasenta denilen ve gebeliğin son üç ayında kanama ile ortaya çıkan önemli sorunlar ileri yaş gebelerde fazladır.

Plasentanın erken ayrılması denilen ablasyo plasenta'da yüksek tansiyon ile birliktelik genelde mevcuttur.

Plasentanın önde gelmesi demek olan plasenta previa ise gebelik sayısı arttıkça riski artan bir durumdur.

Fetus ve yeni doğanla ilgili problemler;
Gelişme geriliği, annedeki yüksek tansiyon ve diabet gibi hastalıklar bebeği etkileyerek anne karnında sıkıntıya sokabilir ve acil doğum gerektirebilir. Bu durumda bebekte asfiksi denilen oksijensiz kalma ve ilerde nörolojik problemler kalmasına hatta doğum öncesi veya sonrası ölüme kadar neden olabilir. Erken doğumlarda ise bebek yoğun bakımda kalmak zorunda kalır ve prematür bebeğin sorunları ile uğraşır.

Doğum problemleri;
Doğum eylemi daha uzun sürebilir. İri bebeklerde doğum sırasında anne ve bebek açısından komplikasyonlar daha fazla gözlenir. Bebeğin omuzu takılabilir. Annede doğum yırtıkları daha fazla olur. Gelişme geriliği ve yüksek tansiyona bağlı fetal sıkıntı daha fazla görülebilir. Bu sebeblerden dolayı ileri yaş gebeliklerde sezaryen doğum oranları daha fazladır.

İleri yaş gebelerde hastaların düzenli takip ile bu tür hastalıkların varlığı veya ortaya çıkıp çıkmayacağı önceden tespit edilebilir. Mevcut hastalıklar uygun tedavilerle kontrol altına alınabilir. Bu durumda ileri yaş gebeliklerde de normal gebelik geçirme ve sağlıklı bir bebek doğurma olasılığı sağlanmış olunur.

Kaynak: http://www.lady-baby.com/gebe_dogum_ilerianneyasi.php?lk=1

Gebe Kalmak Icin Ideal Yas

Gebe kalmak icin en uygun yaşlar 20 ile 30 arasıdır. Doğum aralıklarının en az 2 yıl olmasını sağlayarak hem kendinizi hem de bebeğin sağlığını daha iyi koruyabilirsiniz. 35 yaş üzerindeki annelerde problemli gebelik riski yüksektir, ancak sağlıklı ve kendine dikkat eden annelerde bu risk azalır. 18 yaşından küçük kadınlarda ise ölü doğum ve düşük kilolu bebek doğurma riski yüksektir.

Fertilite (doğurganlık) her kadın için farklıdır. Eğer anneniz erken bir yaşta menopoza girip doğurganlığını kaybettiyse,bunun sizin içinde böyle olması muhtemeldir.Hatta ailede ki diğer kadınlarda da benzer durumlar söz konusudur.Tıpta bilinen bir gerçek erken menopozun kalıtsal olduğu ve kız ile annenin bu konuda aynı kaderi paylaştığıdır.

Ayrıca doğurganlık yaşla birlikte azalmaktadır.20 yaşında doğum kontrol yöntemi kullanmayan, düzenli ilişkiye giren ve bir çocuk isteyenlerin %20’si başarıya ulaşıyor. Bu oran 30 yaşında %15’e ve 35 yaşında %10’a iniyor. 40 yaşında ise bu oran %5.

Gebelige Hazirlikta Bunlara Dikkat

Hamileliğe Hazırlıkta Bunlara Dikkat!

1.Sağlıklı Beslenme
Beslenme hem sizin hem de bebeğinizin gelişimi için son derece önemli. Bu nedenle hamilelik öncesi yeterince beslenip beslenmediğinize, sağlıklı bir diyet uygulayıp uygulamadığınıza da dikkat edin. Bu konuda size bilgi verecek pek çok kaynak var. Ancak günümüzde popüler olan çeşitli diyetler konusunda kafanız karışmasın. Dengeli beslenmek için her şeyden önce 4 ana grupta yiyecekten yeterince almak demektir. Sağlıklı beslenmenin aynı zamanda düzenli beslenmek anlamına geldiğini aklınızdan çıkarmayın. Düzenli aralıklarla yemek yenmesi son derece önemli. Günde 3 ana öğün ve hafif ara öğünler düzenli beslenmeniz için vazgeçilmezdir. gittikçe sofralarda sebzelerden uzaklaşmamızın son derece yanlış olduğu biliniyor. Eh bende vitamin hapı alırım diye düşünmeyin. Çünkü dengeli beslenmek için yemek istemediğiniz bazı besinlerin yerine vitamin haplarına başvurmak doğru bir fikir değil. Çünkü vitamin ilaçları henüz tam olarak vitamin ve mineralleri sağlamıyor.

2.Folik Asit Alın
Sağlıklı beslenme için hamilelik öncesi de hamilelik süreci kadar önemli. Özellikle folik asit söz konusu olunca... muhtemelen folik asidi biliyorsunuz ya da en azından bu sözcüğü duydunuz. Ancak hamilelikte bebeğin gelişimi üzerinde çok etkili olduğu ileri sürülen folik asit içeren gıdaları sofranızdan eksik etmemelisiniz. Çünkü nöral tüp defekti adı verilen doğumsal sakatlıkları önlemeye yardımcı olduğu biliniyor. Özellikle spina bifida hastalığının (bu bebeklerde omuriliğin bir kısmı açık doğuyor) sofranızda folik asit açısından zengin olan karaciğer, yeşil sebzeler ve baklagilleri eksik etmeyin. Hamilelik başladıktan sonra ilk 12 hafta kullanmak üzere uzmanınızdan sizden folik asit içeren preperatları almanızı isteyeceğini de bilmelisiniz.
Ancak sebze ve meyvelerden uzak besleniyorsanız bu konuda bir uzmana başvurarak daha fazla bilgi edinmelisiniz.

3.Fazla Kilolardan Kurtulun
Kurtulmak kolay olsa dediğinizi duyar gibiyim. Gerçekten de zor bir durum. Fazla kiloları atmak ve üstelik ideal kilonuzu korumak durumunda kalmak.... ancak hamilelik sürecini ve daha sonrasını düşünürseniz şimdiden önlem almanız gerektiğine karar verebilirsiniz. Bu öncelikle sizin rahat bir hamilelik yaşamanız ve kolay doğum yapmanızın yanı sıra doğum sonrası verilecek kilolarla daha fazla uğraşmanız anlamına gelir. Üstelik doğum sonrası sağlığınız üzerinde olumlu etkisi olacağını bilmelisiniz. Fazla kilonuzun üstüne gelen hamilelik nedeniyle aldığınız kilonun öncelikle, belinize daha fazla yük binmesi demek olduğunu ve bu durumun ileride bel ağrısına yol açacağını aklınızdan çıkarmayın.

4.Egzersize Başlayın
Eğer anne adayı olmadan önce formunuza ve zinde olmanıza dikkat ederseniz daha rahat bir hamilelik ve doğum yaşayacağınızı bilmelisiniz. Üstelik eski sağlığınıza ve biçiminize daha rahat dönebilirsiniz. Bu durumu bilerek hamilelik öncesi egzersizlere başlamanızda yarar var. Gün içerisinde özellikle bel, sırt ve karın kaslarınızı çalıştırarak hafif egzersizlere başlayabilirsiniz.

5.Sigarayı Bırakın
Tiryakilerin, nasıl bırakalım dediğini duyar gibiyim. Evet oldukça zor olduğunu biliyoruz. Ancak bu kararı verirken bebeğinizin sağlığını düşünmeniz size güç verecektir. Çünkü hamilelik sırasında yakılan her sigara bebeğe giden oksijenin çalınması anlamına geliyor. Araştırmalar sigara bağımlısı annelerin daha düşük kilolu bebekler dünyaya getirdiğini gösteriyor. Üstelik bu bebekler solunum yolu enfeksiyonlarına dayanıksız oluyor ve akranlarına göre genel sağlık sorunları daha fazla görülüyor. Ayrıca beşik ölümleri tanımlanan, bebeğin hiçbir neden yokken ani ölüm sendromu nedeniyle hayatını kaybetme oranları da daha yüksek. Doğumu zorlaştırıcı etkilerin yanısıra, lohusalık döneminde sütünüzün miktarının azalacağını bilmelisiniz.
Eğer sigarayı tamamem bırakamıyorsanız en azından günde 10 adetin altına indirmeye ve sigaralı ortamda pasif içici durumdan uzaklaşmaya bakmalısınız.

6.Doğum kontrolünü bırakın
Anne adayı olmadan önce doğum kontrol yöntemleri kullanıyorsanız, bir uzmana başvurmak gerektiğini bilmelisiniz. Uzmanınızdan doğum kontrol yönteminin bırakılmasının ardından ne zaman hamile kalınması gerektiği hakkında bilgi edinmelisiniz. Çünkü bazı yöntemlerin hassasiyeti var. Doğum kontrol hapının bırakıldıktan sonra en az bir yada iki ay hamile kalınmaması gerekiyor.

7.Topsoplazma testi yaptırın
Belki hayvanları çok seviyor ve evinizde kedi besliyorsunuz. Bu durumda hamile kalmadan önce yapacağınız ilk şey, kediyi evden uzaklaştırmak değil, bir toksoplazma testi yaptırmaktır. Çünkü kedinizin dışkısından bulaşabilecek olan toksoplazma, gebelik esnasında enfeksiyon oluşmasına ve bu enfeksiyonun bebeğe bulaşmasına neden oluyor. Rahim içine geçtiği durumlarda bebekte bazı kalıcı hasar oluşturabiliyor. Bu nedenle eğer test sırsında toksoplazma olmadığınız ortaya çıkarsa, bundan sonra kedinizin dışkısının elinize temas etmemesine özen göstermelisiniz.

8.Aşılarınızı yaptırın
Hamilelik öncesi aşıların yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Çünkü aşılanmayan annelerin etken maddeyle karşılaşması yalnızca kendini değil, bebeğini de etkiler. Hamilelik sırasında ya da doğumda taşıdığınız enfeksiyonu bebeğinize geçirme riski oluşur. Bu nedenle hamilelik öncesi Hepatit B, Kızamıkçık ve tetanoz'a karşı bağışıklığınız yoksa ve aşılarını yaptırmadıysanız, bir uzmana başvurarak yapılmasını sağlayın.

9.İlaçlara dikkat edin
Hafif bir baş ağrısında eli ilaçlara gidenlerdenseniz, biraz dikkat!! Çünkü hamilelik öncesi kullandığınız ilaçlar konusunda da hassas olmanız gerekir. Korunmayı bıraktığınız ve hamile kalma olasılığınız olduğunu düşünerek bir uzmana danışmadan ilaç almaktan sakının. Çünkü uzmanlar, erken hamilelik döneminde bazı ilaçların plasentadan geçerek bebeğin gelişimini olumsuz etkilediğini söylüyorlar. Ayrıca doktora başvurmanız gereken durumlarda, doktorunuza hamile olabileceğiniz ihtimalini hatırlatın.

10.İş ortamınıza dikkat edin
İş ortamınızın hamilelik sürecine etkilerini gözden geçirmenizde fayda var. Yoğun sigara içilen işyerlerinde hem kendi sağlığınızı hem de hamilelik sürecini düşünerek bazı önlemler alınması için uyarıda bulunabilirsiniz. Ayrıca radyasyonlu ve kimyasal gazların açığa çıktığı ortamlarda çalışmak zorunda olanların da durumu yöneticilerine bildirerek önlem alması gerekir.

11.Doktor kontrolünden geçin
Eskiden hamileliğin başlamasıyla birlikte bir uzmana başvurulurdu. Oysa şimdi hamilelik kararının alınmasıyla birlikte bu süreç başlamış oluyor. Çünkü sağlıklı hamilelik sürecinin yaşanması için annenin sağlığından emin olmak gerekiyor. Bu konuda başvuracağınız uzman sizi muayene edecek , bazı kan testleri isteyecek, ultrasonografi ile inceleyecektir. Böylece hamileliğe başlamadan önce bir sorunla karşılaşıp karşılaşmayacağınız ve karşılaşma durumunda kalmadan önlemi alınacaktır. Ancak doktorunuza eşinizle birlikte gitmeniz gerektiğini bilmelisiniz çünkü eşinizin de bazı riskler ortağıdır. Örneğin eşinizin kan grubu, ailesinde genetik geçişli bir hastalık olup olmadığı, sürmekte olan hastalık nedeniyle kullandığı ilaçlar gibi birçok etmen, sağlıklı bir hamilelik sürecini etkileyen faktörlerdir.

Etiketler: Gebelik, hamilelik, gebelige hazirlik, hamilelik donemi, gebelik, donemi, hamilelige hazirlik

Kaynak: http://www.saglikvakfi.org.tr

Sezeryan Sonrasi Vaginal Dogum

Sezaryen sonrası vaginal doğum hekim için oldukça fazla stres yaratan doğum şeklidir. Çünkü meydana gelen komplikasyonlar doğum yapan annenin ve bebeğin hayatını kaybetmesine neden olabilmektedir. 1970’lerin başında sezaryen oranı yüzde 5 civarında iken son zamanlarda bu oran yüzde 25 civarına yükselmiştir. Ülkemizde özellikle özel hastanelerde yapılan doğumların yüzde 50’den fazlası sezaryen ile gerçekleşmektedir. Anestezi ve ameliyathane koşullarının iyileşmesi, kullanılan kaliteli malzemeler sezaryeni kolay yapılabilen bir operasyon grubuna sokmuştur. Özellikle yardımla üreme teknikleri (tüp bebek) ile elde edilen hamileliklerin artması, uzun uğraşlar sonrası elde edilen hamilelikler, ileri anne yaşı hamileliklerinde hem doğum hekimi, hem de aile doğum yöntemi olarak sezaryeni tercih etmektedir.

SADECE YÜZDE 3!
Önceki doğumları sezaryenle olup, sonradan vaginal doğum yapan annelerin oranı ise sadece yüzde 3 civarındadır. Bu yüzde 3 içinde yer alan anneler doğumhaneye başvurduklarında genellikle rahim ağzı tam veya tama yakın açık olup, sezaryen için gerekli hazırlıkları yapana dek gerçekleşen doğumlardır. Bu gibi zorunlu haller dışında önceden sezaryen ile doğum yapan anne adayları, sonraki doğumlarını da sezaryenle yapar. Yani 20 yüzyıl başında söylenen “Bir defa sezaryen, hep sezaryen” sözü hala geçerlidir.

1996’da sezaryen sonrası vaginal doğum denemesi yüzde 40-50’lerde iken bu oran 2002’de yüzde 20’dir. Orandaki azalmanın nedeni ise sezaryen sonrası vaginal doğum denemesinin mutlaka uzman bir doğum uzmanı, anestezi uzmanı ve acil sezaryeni gerçekleştirebilecek bir ekibin hazır bulunma şartına bağlı olmasıdır. Her hastanenin bu koşulları yerine getirme olanağı olamadığından, doğum denemesinin ancak bu koşulları taşıyan hastanelerde yapılması şarttır.

Sezaryen sonrası vaginal doğum için en uygun adaylar; daha önceden vaginal doğum yapmış, doğum eylemi kendiliğinden başlamış olan, doğum süreci normal seyreden, önceden sezaryen sonrası vaginal doğum yapmış olan kadınlardır. Bebek başı ile doğum yolu uyumsuzluğu, ileri anne yaşı, iri bebek, annenin kilolu olması, doğumun ilaçla başlatılması, makatla geliş ve plasenta problemleri ise sezaryen sonrası vaginal doğum için uygunsuz durumlar yaratır. Özellikle myom operasyonu, rahimin doğuştan şekil bozuklukları nedeniyle yapılan düzeltme operasyonları sonrası yapılan sezaryen sonrası vaginal doğum denemesi kesinlikle önerilmez.

Özellikle bebek başı ile doğum yolu arasındaki uyumsuzluk nedeniyle önceki doğumları sezaryen ile sonuçlanan kadınlarda sezaryen sonrası vaginal doğum büyük oranda başarısız olur. Sezaryen sonrası vaginal doğum denemelerinde meydana gelen ve korkulan problem rahmin yırtılması ise yüzde 1 civarında meydana gelir. Eğer ikinci sezaryen sonrası vaginal doğum denemesi yapılırsa, bu komplikasyon oranı 5 kat artar.

İki ve daha fazla sezaryen geçirenler, rahmin sezaryende tek kat kapatılması, sezaryen sonrası enfeksiyon olması sezaryen sonrası vaginal doğumda rahim yırtılma riskini arttırmış olurlar. İki doğum arası 24 aydan azsa vaginal doğum esnasında rahim yırtılma olasılığı daha da artar.

Sezaryen sonrası vaginal doğum yapan 15 bin 801 kadın arasında 2 anne ölümü meydana geldiği de bir başka gerçektir. Başka bir çalışmada ise 15 bin 338 vakada 2 bebek ölümü ve 7 tane hipoksik ensefalopati (bebeğin oksijensiz kalmasına bağlı sorunlar) bildirildiğini ve 114 tane rahim yırtılması meydana geldiğini hatırlatmalıyız. Tabii, rahim yırtılması başına bebek ölümünün yüzde 1.8 ve hipoksik ensefalopati oranının yüzde 6.2 civarında olduğunun da altını çizmek gerekir.

SON SÖZ HEKİMİN OLMALI!
Rahim yırtılması riski yüzde 1’ler civarında olmasına rağmen sezaryen sonrası vaginal doğum, günümüzde anne adaylarının ilgisini çekiyor. Oysa, rahim yırtılması programlı sezaryenlerde bile sıklıkla gözlenen bir risktir. Eğer aile sezaryen sonrası vaginal doğum planlanıyorsa, tüm faktörler doğum hekimi tarafından gözden geçirildikten sonra karar verilmesi gerekir. Doğum hekimi şartların uygun olmadığı yönünde görüş bildiriyorsa, bu girişimden vazgeçilmelidir. Çünkü meydana gelecek komplikasyonlar hem anne hem de bebeğin hayatını kaybetmesine sebep olabiliyor. Rahim yırtılması nedeniyle operasyona alınan vakalarda sıklıkla rahmin tamiri imkansız oluyor. Anne adayının rahminin alınması, kan kaybı nedeniyle kan verilmesi ve operasyon sonrası yoğun bakım gerekebiliyor.

Sezaryen sonrası vaginal doğum için karar verilmişse, doğum yapılacak hastanede her an anestezi uzmanı ve acil sezaryen ile komplikasyonları tedavi edebilecek hazır bir ekip ve ekipman bulunmalıdır.

Kaynak: http://www.anneoluncaanladim.com/icerik.asp?id=306

Sezaryen Bebek Icin Tehlikeli

Sadece doğum sancılarından korktukları için normal doğum yerine sezaryenle doğum yapmayı düşünen kadınlara ABD’li uzmanlardan uyarı. Kapsamlı bir araştırmanın sonuçlarına göre sezaryenle dünyaya gelen bebeklerin ilk bir ay içinde ölüm riski, normal doğumla dünyaya gelenlerden 3 kat daha fazla. Çünkü normal doğum, bebeklerin nefes alıp verme faaliyetlerinin daha düzenli olmasını sağlıyor.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/384372.asp

Sezaryen Bir Sonraki Hamilelikte Riskli

Araştırmaya göre, ilk doğumunu sezaryenle yapan kadınlar ikinci hamileliklerinde hem kendilerinin hem de bebeklerini hayatını tehlikeye atacak ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilir.

Doktorlar her ne kadar normal doğumu önerse de, çok sayıda kadın bazen saatlerce süren acılar çekmektense sezaryeni tercih ediyor. Ancak uluslararası bir jinekoloji dergisinin yayımladığı çalışma, sezaryenin ciddi sakıncalar yaratabileceğini somut bir biçimde ortaya koydu.

5 milyon hamile kadınla ilgili bilgilere dayanan araştırmaya göre, ilk doğumunu sezaryenle yapan kadınlar ikinci hamileliklerini riske atıyor. Zira, araştırmaya göre, kadınların ikinci hamileliklerinde plasentanın döl yolunu kapaması ya da plasentanın rahimden ayrılması gibi sorunlarla karşı karşıya kalma olasılığı, normal doğum yapanlara göre neredeyse yüzde 50 daha fazla.

Riski artıran unsursa, rahimde ilk doğumdan kalan yara izi.

Uzmanlar, hamilelikte kanamaya yol açan bu sorunların hem anne hem de bebek açısından çok tehlikeli olduğu uyarısında bulunuyor ve sezaryen isteyen kadınların bu riskler konusunda uyarılması gerektiğini vurguluyor.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/406770.asp

Dogum Sonrasi Oneriler

Doğumdan sonraki 6 haftalık (42 gün) döneme lohusalık dönemi denir. Bu dönemde, vücut tekrar gebelik öncesi haline döner.

Doğumdan sonraki 3-4 gün boyunca pıhtılı kanamanız olacaktır. Daha sonra kanama miktarı azalacak, geçen günlerle birlikte rengi açılarak, yerini sarı-beyaz renkli bir akıntıya bırakacaktır. Bu akıntı ise hemen hemen lohusalığın sonuna kadar devam edecektir.

Doğum sonrasında dikkat edilmesi gerekli hususlar şu şekilde özetlenebilir:

Rahim Masajı: Karnınıza bastırdığınızda rahminizi hissedebilirsiniz. Doğumda göbek hizasında olan rahminiz, hergün 1-2 cm kadar küçülür ve 2. haftada ele gelmez olur. İlk günlerde daha sık olmak üzere, günde 8-10 kez rahim tepesine biraz kuvvetlice yapacağınız, 20-30 sn süreli ovma hareketi, rahminizin küçülmesini hızlandırır. Bu sayede hem kanamanız az olur, hem de enfeksiyon gelişme riski bertaraf edilmiş olur. Bu masajlar esnasında bir miktar ağrı hissedebilirsiniz ve siz masaj yaptıkça rahminizin sertleştiğini hissedersiniz.

Ağrı: Doğum ve sezeryan sonrasında, dönem dönem ağrı hissedebilirsiniz. Çok şiddetli olmadıkça, size reçete edilen ağrı kesicilerden günde 3-4 kez alabilirsiniz. Doğum sonrası dikiş yerlerinizdeki ağrı, özellikle oturduğunuz zamanlarda sizi rahatsız ediyorsa, reçetedeki kremi dikiş kenarlarına sürebilirsiniz. Sezeryan sonrasında ise, birkaç hafta boyunca dikiş köşelerinin biraz daha üst kısmında ağrı hissedebilirsiniz.

Ateş ve Terleme: Doğum sonrasında hafif ateşiniz olabilir. Ayrıca bol terleme ve sık sık idrara gitme ile vücudunuzda biriken suyu atarsınız. Eğer 38 ° C üzerinde ateşiniz olursa önce göğüslerinizi yoklayın. Göğüslerde süt birikmesi (göğüslerin aşırı sert ve hassas olması ile anlaşılır) ateşe neden olabilir. Böyle bir durumda göğüslerinizi yumuşayıncaya kadar tirle (meme pompası) yardımı ve masajla boşaltın. 1 saat sonra ateş halen yüksek ise önemli bir duruma işaret ediyor olabilir.

Yara Yerlerinin Bakımı: Normal doğumlarda yapılan dikişlerin iyileşmesinde iki hususa dikkat etmelisiniz. Temizlik ve kuruluk. Size reçete edilen tentürdiyot benzeri sıvıyı 1 lt. Pet şişe su ile karıştınız ve daima ağzı kapalı bir şekilde muhafaza ediniz. Her tuvaletten sonra temiz bir pamuğu bu su ile bolca ıslatarak, genital bölgenizi, önden arkaya doğru silin ve pamuğu atın. Bu uygulamaya bir hafta - 10 gün devam edin. Sık sık pet değiştirerek genital bölgenin temiz ve kuru kalmasını sağlayın.

Sezeryan sonrasında ise, günde bir kez temiz bir pamuk yardımıyla, bu solüsyonla yara yerini silin (solüsyonu sulandırmadan). Bir haftalık uygulama yeterli olacaktır.

Beslenme: Lohusalık döneminde beslenme, gebelikdeki gibidir. Bol sıvı almayı ihmal etmeyin. Gaz yapıcı gıdaları yemeyin. Ayrıca, doğumla birlikte oluşan kanamanın getireceği eksikliği gidermek ve sütünüzün kalitesini artırmak bakımından, demir-vitamin haplarınıza en az 3 ay kadar daha devam etmelisiniz.

Hareket: İster sezeryanla, isterseniz normal yolla doğum yapın, eve gittiğinizde kendinizi yatağa bağlamaktan kaçının. Şüphesiz istirahat edeceksiniz, ama uzun süre yatmanın damarlarda pıhtı oluşması gibi,bir takım riskleri de beraberinde getireceğini hatrınızda tutun. Kendinizi ne kadar çabuk yataktan kurtarırsanız, o kadar çabuk iyileşirsiniz. Normal doğumdan bir hafta sonrasından itibaren hafif egzersizlere başlayın ve özellikle karın kaslarınızı, kalça ve sırt kaslarınız kuvvetlendirici egzersizler yapın.

Sezeryan sonrası 6 ay boyunca, dikişlerinizi zorlayıcı hareketlerden ve ağır eşyaları (su dolu kova, ağır valiz, koltuk gibi) kaldırmaktan kaçınmalısınız. Ayrıca ilk birkaç hafta boyunca, öksürürken, doğrulurken ellerinizle dikişlerinizi destekleyin (Ama kolay kolay açılmayacak kadar sağlam olduğunu da bilin).

Banyo: Normal doğumdan sonra eve gittiğinizde, sezeryan sonrasında ise 7. günde banyo yapabilirsiniz. Tüm lohusalık dönemi boyunca banyonuzu ayakta duş şeklinde yapın ve küvete ve havuza girmeyin.

Cinsel İlişki: Lohusalık bir iyileşme dönemidir. Bu nedenle, lohusalığın sonuna kadar ilişki sakıncalıdır.

Kaynak: http://www.bunyandevlet.gov.tr/ybil/0012.html

Gebelik (Hamilelik) Donemi Bilgileri

Asagidaki 36 dakikalik videomuzda Gebelik (Hamilelik) donemi hakkinda bilmeniz gereken tum bilgilere ulasabilirsiniz.

Videoda yer alan bazi konular: Hamilelik (gebelik) nedir, hamilelik icin uygun yas araligi, hamilelikte yapilmamasi gereken hareketler, yapilmasi gereken hareketler, riskli gebelikler, ikiz gebelikler, gebelik doneminde testler ve daha bir cok konu videomuzda yer almaktadir.

Yaz aylarinda Gebelik

Asagidaki videomuzda yaz aylarinda gebelik doneminin nasil saglikli gecirelecegi hakkinda bilgileri bulabilirsiniz.

Dogum Yontemleri Kegel Egzersizleri

Pelvik kaslarındaki zayıflıklar idrar tutmada güçlüğüne yol açıyor. Bunun nedeni ise normal doğumlar. Pelvik kaslardaki gevşemeler sonucu mesane sarkması, rektum sarkması ve idrar tutamama görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu “Gebelik esnasında Kegel egzersizleri ile pelvik kasları güçlendirmek ileride idrar problemi yaşanma olasılığını azaltabiliyor.”

Pelvik kasları güçlendirmek için
Böbreklerden süzülen idrarın dışarı atılıncaya kadar biriktirildiği organ olan mesane ve idrarı mesaneden dış dünyaya taşıyan ürethra, pelvis boşluğu içinde bulunuyor. İdrar yapmada görev alan bu organlar pelvis boşluğunu alttan destekleyen kas grupları tarafından yerinde tutuluyor. Bu kas tabakalarındaki gevşeme ve zayıflıklar idrar tutmada güçlüğüne yol açabiliyor. Gevşeme ve zayıflıkların en önemli nedeni yapılmış olan normal doğumlar. Sonuçta pelvik kaslardaki gevşemeler sonucu mesane sarkması, rektum sarkması ve idrar tutamama görülebiliyor. İlerlemiş bir mesane sarkması vakasında ameliyat dışında yapacak pek bir şey yok. Ancak sorun çok fazla değilse, kasları güçlendirmeye yönelik yapılacak birkaç küçük egzersiz ile şikayetleri gidermek mümkün. İdrar sarkması olmasa bile gebelik esnasında pelvik kasları güçlendirmek ileride idrar problemi yaşanma olasılığını azaltabiliyor.

Kegel Egzersizleri ile cinsel ilişkiden keyif alın
Pelvik kasları güçlendirmek için yapılan egzersizlere, ilk kez tanımlayan hekimin anısına Kegel Egzersizleri adı veriliyor. Egzersizlerin mantığı çok basittir: Çalışan ve sık kullanılan kasların gelişmesi. Tıpkı vücut geliştirme sporu yapanlarda olduğu gibi kullanılan kas grupları bir süre sonra gelişmeye ve güçlenmeye başlar. Pelvik kasları güçlendirmenin asıl amacı idrar yakınmalarının önüne geçmek olmakla birlikte bu kas gruplarını kullanmayı bilen kadınlar cinsel ilişkiden de daha fazla keyif alırlar. Kegel egzersizlerinin başarısı uygun teknik kullanmaya ve düzenli egzersiz programına uymaya bağlıdır.

Dr. Alper Mumcu, “Pekçok kadın pelvik tabanı destekleyen kasları bulmakta güçlük çeker. Egzersizler esnasında karın ya da uyluk kaslarını çalıştırırlar ki bu kas gruplarının pelvik yapılar ile hiçbir ilişkisi yoktur. Pelvik kasları öğrenmek için birkaç teknik mevcuttur. “ diyerek tekniği şöyle anlatıyor: “Tuvalete oturun ve idrar yapmaya başlayın. İdrar normal akım hızına ulaştıktan sonra pelvik kaslarınızı kullanarak idrarı durdurmaya çalışın.İdrarı durdurmak için kullandığınız kaslar pelvik kaslarınızdır. Bu hareketi doğru kas grubunu kullandığınızı anlayana kadar tekrarlayın. Bu esnada karın, kalça ve uyluk kaslarınızı kasmayın. Uygun kasları öğrenmek için bir diğer teknik de vajinaya bir parmak yerleştirmek ve daha sonra parmak etrafındaki kasları kasmaya çalışmaktır. Bu esnada idrar tutarmış gibi yapmak faydalı olur. Yine de de doğru kas grubunu çalıştırdığından emin olamayan kişiler için elektrik stimulasyon tekniği uygulanabilir. Kaslara yerleştirilen elektrodlar yardımı ile hangi kas gruplarının kasıldığı anlaşılabilir.”

Uygun egzersiz şekli

1. İlk önce mesaneyi boşaltarak egzersizlere başlayın
2. Pelvik kasları kasın ve 10'a kadar sayın
3. Kasları tamamen gevşetin ve 10'a kadar sayın
4. Günde 3 kez (sabah, öğlen ve akşam) bu şekilde 10'ar defa tekrarlayın

Bu egzersizleri günün her anında ve her yerde yapmak mümkün. Oturarak ya da yatarak yapılabilirsiniz. 4-6 hafta sonunda gelişme fark edilecek düzeyde olacağını göreceksiniz. İleri vakalarda değişikliklerin ortaya çıkması 3 ay kadar zaman alıyor.

Bu noktada Dr. Mumcu bir uyarıda bulunarak şunları söylüyor: “Egzersizlerin sıklığı ya da sayısının arttırılması zannedilenin aksine durumun iyileşmesini hızlandırmaz. Tam tersine kasların yorulmasına neden olarak idrar tutamama probleminin daha da artmasına neden olur. Kegel egzersizleri esnasında bel ve karın bölgesinde ağrı olmaması gerekir. Bu bölgelerde ağrı varlığı egzersizlerin hatalı yapıldığı anlamına gelir. Yine bazı kişiler egzersiz esnasında nefeslerini tutarlar ve göğüs kaslarını da kasarlar. Oysa tekniğin kısa sürede etkili olabilmesi için sadece pelvik kasların kasılması oldukça önemlidir.”

Kaynak: http://bebekvecocuk.milliyet.com.tr/Bebek/Default.aspx?aType=ArticleDetail&ARTICLEID=1668&parCATID=56

Gunesin Hamileler Uzerindeki Etkisi

Normal insanlara oranla hamileler güneş ışınlarından daha fazla etkilenirler. Hamile kadınların cildi çok daha hassastır ve güneş yanığına karşı daha korumasızdır. Hamilelik döneminde pigment yapıcı melanositleri uyaran hormon düzeyleri yükselir. Bu durum hamile kadını aşırı pigmentasyona karşı duyarlı hale getirir. Eğer yüz bölgesinde hamilelik maskesi oluşmuşsa yani düzensiz ve koyu renk değişiklikleri varsa, ultra viyole ışınlarına karşı aşırı duyarlı oldunduğu bilinmelidir.

Bu durumda cilt güneş ışınlarına her zamankinden daha fazla ve daha şiddetli cevap verir. Bununla birlikte güneş altında uzun süre geçirmek hem vücut sıcaklığının aşırı artmasına hem de vücuttaki suyun azalmasına neden olabilir. Her iki durum da hamilelik açısından olumsuz etkiler yaratır. Tüm bu nedenlerden dolayı hamilelik döneminde uzun süre güneş altında kalmak önerilmez.

Hamilelikte deri yüksek hamilelik hormonları nedeniyle oldukça hassas ve lekelenmeye yatkındır. Allerji ve akne gibi bazı deri hastalıkları hamilelik sırasında daha kolay ortaya çıkmaktadır. Bazılarının oluşumunu güneş de tetiklemektedir. Örneğin hamilelik lekeleri gibi. Hamileliğin en istenmeyen etkilerinden bir tanesi de Kloazma ya da Melazma olarak adlandırdığımız 'Hamilelik Maskesi'dir. Genellikle hamileliğin 4. ayına doğru belirmeye başlar. Alın yanaklar burun ve dudak üzeri gibi güneş ışınların dik geldiği bölgelerde yoğunlaşan kahverengi lekeler halinde görülür. Oluşumunda genetik yatkınlık söz konusu olabilir. Bu hamilelikte sıklıkla görülen bir olaydır ve doğumu takiben hormonların normal düzeylere inmesiyle birlikte genellikle kaybolur. Ancak eğer kişi hamileliği sırasında güneş ışınlarına fazlaca maruz kalmışsa bu lekeler kalıcı olma eğilimi gösterir. Bu nedenle anne adaylarının hamilelik süresinde ciltlerini güneş ışığından dikkatle korumaları gerekmektedir.

Melasması olan kişilerde güneş ışınları bu lekelerin koyulaşmasına neden olur. Bu nedenle güneşten korunma tedavinin temelidir. UVA ışınları camdan da geçebilir. Bu yüzden dışarıya çıkılmasa bile güneş koruyucu düzenli bir şekilde tüm gün sürülmelidir. Ayrıca hiç bir koruyucunun tam bir koruma sağlamadığı da bilinmeli ve güneşten kaçınma bir alışkanlık haline getirilmelidir.

Güneşten gelen ultraviyole ışınları, sadece 5 dakikalık bir sürede melanin üretimini tetikler ve bu üretimin tam 36 saat boyunca devam etmesine neden olur. Ayrıca 72 saat sonra yine ciltte artan bir pigmentasyon dalgası olur. Bu durum herkes tarafından cildimizde 'bronzlaşma' olarak bilinir ve pek de şikayetçi olunmaz. Oysa bronzlaşma, tıp da bir cilt hastalığı olarak kabul edilmektedir.

Güneşe uzun süreler maruz kalmak pigment lekelerinin artması için iyi bir nedendir. Pigment lekeleri epidermisde ya da dermis tabakasında yer almaktadır. Epidermisde yer alan lekelerin tedavisi yapılabilirken, dermis tabakasına inen lekeleri estetik bakımlarla bile geçirmek mümkün değildir.

Anne adayları, güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde (saat 11 ile 15 arası) güneş banyolarından kaçınılmalı, eğer zorunlu olarak güneşte kalma durumu söz konusu ise mutlaka güneş koruyucuları kullanılmalıdır. Güneşten koruyucular hem UVA hem de UVB koruması içermelidir. Melazma lekelerinde, tedavinin en önemli basamağı güneşten mümkün olduğunca iyi korunabilmektir.

Kloazma tedavisinde lekenin rengi tedavinin başarısı hakkında fikir verebilir. Eğer lekelenme kahverengi ise derinin üst tabakalarında yerleşim oluşmuş demektir ve tedaviye cevabı iyidir. Eğer alt tabakalarda yerleşim varsa renk gri-mavi olacaktır ve tedavi edilmesi zordur. Açık tenli kişilerde tedaviyle tamamen düzelme şansı vardır, koyu tenliler ise tedaviye daha az cevap verirler ve tekrarlama riski mevcuttur.

Hamilelik süresince tedaviye başlanmamalıdır. Çünkü kullanılacak ilaçlar deriden emilim yoluyla bebeğin dolaşımına geçebilir ve bebeğe hasar verebilir. Bu nedenle tedaviye ancak doğum sonrası emzirme dönemi bittikten sonra başlanmalıdır. Ancak hamilelik döneminde C vitamini içeren kozmetik kremlerin kullanılmasında bir sakınca yoktur. C vitaminli kremler eğer düzenli kullanılırlarsa, lekelenmeyi hafifletecektir. Mutlaka yüksek koruma faktörlü koruyucular kullanılmalıdır. Ayrıca A vitamini içeren besinlerin bol tüketilmesi de lekelerin oluşumuna engel olacaktır.

Kaynak: http://www.evybaby.com/03hamilelik/hamilelik_content.asp?id=43&sayfa=7

Hamilelikte Selulit

Selülit, yıllardır estetik bir problem olarak görülmektedir ama aslında tıbbi bir sorundur ve oluşumu kişiden kişiye farlılıklar gösterir. Selülit genellikle bacakların üst kısımlarında, dizin ve bileğin iç kısımlarında, kalçalarda, baldırlarda ve nadir olarak da kolların iç yüzeyinde, kol altlarında ve bel bölgesinde oluşur. Kadınlık hormonları nedeniyle kadınlar fazla yağlarını vücutlarının dişi kıvrımlarının bulunduğu kısımlarda depo ederler. Bu nedenle selülit vücudun bu bölgelerinde yoğunlaşır.

Cilt 3 tabakadan oluşur. Epidermis, dermis ve hipodermis tabakaları. Selülit dokusu ise daha çok dermis ve hipodermis olarak bilinen cildin “derin” dokularında ortaya çıkar. Ergenlikte başlayıp, ilerki yaşlara kadar ve özellikle hamilelik döneminde görülebilir. Yüzeysel yani cilde yakın yağların günlük enerji olarak kullanılmamaları sonucu şekil değiştirmeleri selülite yol açar. Cilt üzerindeki portakal kabuğu görüntüsünün nedeni çok fazla büyüme ve sayıları artmış yağ hücrelerinin bağ dokusu arasına hapsolması nedeniyle oluşan basınçtır.

Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menapoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir. Ciddi bir problem olan selülit, sanılanın aksine sadece kilolu bayanlarda görülmez. Zayıf ya da şişman her kadının korkulu rüyasıdır. Selülit azaltılabilir ve oluşumu kontrol altına alınabilir. Erken safhalardaki selülit tedavileri daha kolay olmaktadır.

Hamilelik döneminde ortaya çıkan selülitlerin medikal tedavisi bu dönem içerisinde yapılamadığından, ancak önlem almak ve bu dönemi selülit olasılığını en aza indirerek geçirmek gereklidir. Bu nedenle hamilelerin günlük yaşamda yapması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz.

Sodyum yani tuz kesinlikle azaltılmalıdır

Yağ tüketiminden kaçınılmalıdır

Bitkisel yağ tercih edilmeli ve mümkün olduğu kadar az kullanılmalıdır

Bol bol su içilmelidir. Mümkünse su tüketiminde günde iki litrenin altında olamamalıdır

Şekeri daha az tüketilmelidir

Alkol azaltılmalıdır

Kahve çok az tüketilmelidir

Bol miktarda salata ve sebze yenmeli ve sebzeler mümkün olduğu kadar taze tüketilmelidir

Yemeklerle ya da hemen sonra meyve yemek yağ emilimini artıracağından, meyve en az 2 saat sonra yenmelidir

Yüksek topuklu ayakkabılar giyilmemelidir

Banyo yaparken, bacaklara kese yapmak ve soğuk su ile yıkamak kan akışını hareketlendireceğinden faydalıdır

Karbonhidratlı yiyecekler daha az yenmelidir

Katkı maddesi içiren gıdalardan uzak durulmalıdır

Düzenli olarak spor yapılmalıdır. Yürüyüş yapmak ve yüzmek, hem yağların yakılmasını sağlamakta hem de selülitten korumaktadır

Çikolata ve kolalı içecekler çok tüketilmemelidir

Fast food gıdalar tercih edilmemelidir


Selülitin nedenleri :

Selülit oluşumunun birçok farklı nedeni var. Bunlar:

Hormonal nedenler: Kadınların östrojen hormonu miktarındaki artışın selüliti çoğalttığı bilinmektedir. Özellikle hamilelik döneminde, cilt ve vücut sağlığı için gerekli olan bir takım hormonlar ve kimyasal maddelerin miktarındaki değişiklikten dolayı hücre aralığında normalin üstünde su birikmeye başlar.

Dengesiz beslenme: Tek yönlü ve sağlıksız beslenme selülitin ana nedenlerinden biridir. Fast food ve hazır gıdalar selülitin oluşumuyla doğrudan ilişkilidir. Hayvansal yağlar, tuz, şeker, kola ve kahve gibi yiyecek ve içecekler de yağ hücrelerini şişirerek, buralarda ödem yapmakta ve selülit oluşmasına neden olmaktadır.

Sigara ve alkol: Sigara ve alkol kullanan bayanlarda selülit görülme oranı kullanmayanlara oranla daha fazladır.

Duruş: Yüksek topuklu ayakkabılar giymek, yanlış yürümek ve yanlış oturmak da selülitin nedenleri arasında sayılabilir. Yüksek topuklu ayakkabılardan dolayı kan dolaşımındaki bozukluk zamanla cildin iyi beslenememesine dolayısıyla da selülit oluşmasına sebep olur.

Spor yapmamak: Spor yapmamaktan dolayı vücut yeterince yağ yakamaz. Zamanla derinin altındaki yağ dokusu şişerek yağın depolanmasına neden olur. Bu sebeple de cilt yüzeyinde çirkin bir görüntü oluşur.

Bağırsakların düzensiz çalışması: Alınan besinlerin türü, miktarı, kalitesi, gün içindeki dağılımı, kabızlığa karşı alınan ilaçlar, bağırsak sistemi dolayısıyla selüliti etkiler.

Psikolojik etkiler: Sinirli, heyecanlı, sıkıntılı insanlar selülite daha yatkın olmaktadır. Uykusuzluk çeken kişiler, hareketsiz kişiler, depresyona meyili olan kişiler, heyecandan ileri gelen şoklar yaşayan kişiler selülite daha yakındır.


Hamilelik sonrası selülit tedavisi :
Selülit tedavisinde gelişen teknoloji sayesinde her geçen gün daha önemli adımlar atılıyor. Bu yöntemlerin en başında mezoterapi ve liposuction geliyor. Bu yöntemler sayesinde çok ileri derecedeki selülitler bile kolaylıkla tedavi edilebiliyor.

Mezoterapi: 2 veya 4 mm’lik özel iğneler ve bir enjektör yardımıyla cildin orta tabakasına yağ eritici bir karışım enjekte edilir. Bu maddeler selülitli bölgeye doğrudan etki yapıp ve vücut tarafından kullanılmayan yağ hücrelerini parçalayarak vücut tarafından tekrar kullanılabilir yağ durumuna getirir.

Akupunktur: Vücudun çeşitli kilit noktalarına iğneler yardımıyla ulaşıp su ve yağ hücrelerini harekete geçirerek yok etme yöntemidir.

Lazer terapi: Selülitli bölgeler üzerine uygulanan lazer ile, kan dolaşımı hızlandırılır ve hareketsiz bölgeler harekete geçirilir.

Ultrason: Derinin altına doğru inilerek yağ hücrelerini parçalamayı sağlayan bir yöntemdir. Sadece selülitli bölgelerde değil küçük yağların tedavisinde de etkilidir Bu yöntemle selülitin parçalanması veya depolarının azaltılması sağlanır.

Liposuction: 1-2 saatlik lokal anestezi ile uygulanan liposuction’da, belirlenen bölgelerdeki yağlar vakumla ya da şırıngalar yardımıyla çekilir. Liposuction özellikle bölgesel zayıflama ve selülit tedavisinde kullanılır.

Kozmetik çözümler: Doğrudan doğruya yağ hücrelerini harekete geçiren ve hücrelerin içini boşaltmayı sağlayan kremler, selülitle karşı girişilen kişisel savaşta başarılı olmaktadır. Düzenli kullanıldıkları takdirde ciddi düzelmeler sağlandığı bilinmektedir.

Kaynak: http://www.evybaby.com/03hamilelik/hamilelik_content.asp?id=44&sayfa=7

Yaz ve Hamilelik

Hava sıcaklığının gittikçe artmasıyla, hamileler için de biraz daha zorlayıcı günler başlamış olur. Hamilelik boyunca kan dolaşımı çarpıcı ölçülerde artar. Hormonlardaki değişimlerle ve kan akışındaki hızlanmalarla artan vücut iç sıcaklığına bir de havaların sıcaklığı eklenince sıkıntılar baş göstermeye başlar. Uygulanacak bir kaç basit yöntem ve küçük ayrıntılar bu sıkıntılı günlerle baş etmenizi sağlayabilir.

Temiz hava ve güneşten hamileler mutlaka faydalanmalıdır. Güneş ışığı alınmamasının D vitamini eksikliğine yol açacağını belirten uzmanlar, bunun da anne karnındaki bebeğin beyninin gelişimini etkileyebileceğini vurguluyorlar. Anne karnındaki bebeğin güneş ışığına her zaman ihtiyacı vardır ve az miktarda alınan güneş ışığı ilerdeki yaşlarda şizofreniye yol açabilir. Fakat hamileliğini yaz aylarında geçiren anne adaylarının önemsemeleri gereken bir çok nokta vardır. Bebek sağlığının anne karnında başladığı kesinlikle unutulmamalıdır. Aşırı sıcağa maruz kalan hamilelerin bebeklerinde çeşitli sakatlıklara kadar varan problemler ortaya çıkabilir. Bu nedenle anne adayları kendilerinin ve bebeklerinin sağlığı için aşırı sıcaklarda son derece dikkatli olmalıdırlar.

Hamilelerin sıvı tüketimi, sıcaklığın da artmasıyla birlikte daha da artırılmalıdır. Kan hacmindeki artış ve rahimdeki bebeği korumak için üretilen amniyon sıvısı yüzünden daha çok sıvıya ihtiyaç duyulur. Vücudun sussuz kalması rahimde kasılmalara dolayısıyla erken doğuma neden olabilir. Gerekli olan sıvı ihtiyacı karşılanmaz ise gebelikte daha sık olarak görülen idrar yolu enfeksiyonları, kabızlık, hemoroid gibi pek çok durumla karşılaşma riski artar.Özellikle, hergün bol bol su içilmeli ve gün içinde aşırı olmamak kaydıyla meyve suları ile sıvı desteği artırılmalıdır. Buzlu, nane ve limon aromalı içecekler serinletici bir alternatif oluşturabilir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise, vücutda sıvı kaybına yol açan kahve, çay ve kola gibi kafein içeren içeceklerden uzak durulmasıdır. İçerdiği tuzlar nedeniyle vücutda şişliliği arttırdığı için gazlı soda türü içecekleri de sıkça tüketmemekte fayda vardır. Önerilen günde en az 8 ila 10 bardak su içilmesidir.

Güneş ışınlarınlarına maruz kalmamak için, mümkün olduğunca 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmamaya özen gösterilmelidir. Güneş ışınlarının daha dik ve etkili olduğu bu saatler arasında dışarı çıkmak mecburiyetinde kalındığında ise mutlaka güneş koruyuculuğu yüksek faktörlü kremler cilde sürülmeli, şapka takılmalıdır. Yürürken gölgelik yerler tercih edilmeli, giysiler açık renkli kumaştan ve ince pamuklu bir yapıda olmalıdır. Sık sık mola verilmeli ve sıvı tüketilmelidir. Hamileler sabah veya akşamüstü yürüyüşleri ile yazın keyfini çıkarmalıdırlar.

Hamilelik döneminde hormonların da etkisiyle güneş yanığı ve güneş lekelerine çok sık rastlanır. Bu dönemde cilt kolayca bronzlaşmaya ve lekelenmeye eğilimlidir.Özellikle halk arasında "hamilelik maskesi" olarak adlandırılan yüzdeki kahverengi lekelerin oluşumunda güneş ışınları etkili olur. Güneşe çıkmadan yarım saat önce uygun UVA ve UVB koruyucu içeren güneş kremi vücuda uygulanmalıdır.

Hamileliğin son aylarında nadir de olsa, ellerde ve özellikle ayaklarda şişme görülmektedir. Hava sıcaklığındaki ve nem oranındaki artış vücutdaki şişmeyi artırmaktadır. Uzun süre ayakta kalmak, uzun süre oturmak ve uygun olmayan ayakkabılar giymek bu şişmeyi olumsuz etkiler. Hamilelik dönemi boyunca özellikle sıcak havalarda bacaklardaki kan dolaşımını sağlamak amacıyla ayakları yükseğe kaldırmak, ayaklara ve bacaklara masaj uygulamak, ayak banyosu yapmak tavsiye edilebilir. Bu uygulamalar bacak ve ayak bileklerindeki şişliklerin inmesine yardımcı olmaktadır.

Yaz dönemi boyunca, hamilelik döneminde yapılabilecek sporların en uygunu yürüyüştür, ikincisi ise yüzmektir. Yüzme, yine uygun olan saatlerde girildiği ve uzun süre kalınmadığı sürece, yaz sıcaklarında hem anne hem de bebek için en uygun spordur. Yüzme esnasında alınan oksijen miktarı arttığı için dolayısıyla bebeğe giden oksijen miktarında da artış söz konusu olur. Bir başka avantajı ise hamile kadınların kendilerini ağırlıksız hissetmesidir. Yüzme varis ve bacaklarda şişme riskini azaltırken bebeğin beslenmesine de yardımcı olur. Annenin kaslarını güçlendirir ve sırt ağrılarını önler, böylece hem sıcaklığın hem de hamileliğin getirdiği ekstra yükü daha kolay taşımasını sağlar. Denizde yüzmeden önce krem sürülmesi ve şapka takılması faydalı olmaktadır. Sıcaklarda yoğun egzersizler yapmak son derece sakıncalı olduğundan, hamileliği zorlayacak hareketlerden uzak durulmalıdır. Ayrıca denize veya havuza girerken dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de suyun temizliğinden emin olmaktır. Temiz olmayan sular genel olarak enfeksiyonlara neden olabilir.

İş yerinde sıcaklarla baş edebilmek için, el ve ayak bilekleri su ile nemlendirilebilir. Çalışırken ara ara dolaşıp kan dolaşımı sağlanmalıdır. Temiz hava almak ve sıvı tüketmek oldukça rahatlatır. Açık ayakkabılar, pamuklu ve dar olmayan giyecekler ile sıcağın sıkıntısı biraz daha hafifletilebilir. Sıcaklar ile birlikte özellikle son aylara yaklaşılmışsa baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, yorgunluk ve halsizlik de kendini gösterebilir. Bu durumda hemen yine sıvı alınmalı, ayakta kalınmamalı hatta uygun bir yere uzanmalı ve kan şekerinin düşmüş olabileceği düşünülerek bir şeyler atıştırılmalıdır.

Yaz sıcağında serinlemek amacıyla sürekli tüketilen dondurma, süt ve ayran gibi ürünler alınırken dikkat edilmeli ve dışarıda sıcağa maruz kalmış ürünler satın alınmamalıdır. Bozulmuş besinleri tüketmek hem anne hem de bebek açısından oldukça sakıncalıdır. Ürünlerin açık olarak satılmadığı ve emin olunan yerlerden alışveriş yapmak son derece önemlidir. Ayrıca, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye önem verilmeli, ağır yiyecekler yerine az yağlı yiyecekler tercih edilmelidir. Pişirme yöntemi olarak kızartma tercih edilmemelidir. Mevsim sebze ve meyvelerinden hazırlanacak salatalar iyi yıkandığı sürece en uygun yiyeceklerdir.

Hormonal değişimlerin yaşanması ve sıcak havaların da artması ile vajina ve rektum da halk arasında "pamukçuk" denilen bazı bakteriler kaşıntı ve yanmaya sebebiyet verebilir. Bu nedenle denizden ya da havuzdan sonra ıslak kalınmamalı, terledikçe çamaşırlar değiştirilmelidir. Sentetik ve dar giyeceklerden kaçınılmalı ve doktorun tavsiye ettiği ilaçlar ve temizlik maddeleri kullanılmalıdır.

Kaynak: http://www.evybaby.com/03hamilelik/hamilelik_content.asp?id=67&sayfa=2

Hamilelikte Reflu

Hamilelik döneminde en çok mide şikayetleri görülmektedir. Bunların en başında da reflü gelmektedir. Reflü, basit olarak midedeki asitin yemek borusuna geri kaçması olarak tarif edilebilir ve çoğu anne adayının şikayetleri arasındadır. Hamileliğin ileri aylarında rahmin de büyümesine bağlı olarak reflü daha da sıkıntılı seyreder.

Hamilelikte reflü rahatsızlığına çok rastlanmasının sebebi, hamilelik döneminde yoğun olarak salgılanan progesteron hormonunun yemek borusu ile mideyi ayıran ve genelde kapalı durması gereken kapakçığı gevşetmesidir. Bunun sonucunda yiyecekler ve mide asidi yutak borusuna ve boğaza kadar geri gelmeye başlar. Bebeğin büyüyerek mideye baskı yapması da bu durumu kolaylaştırır.

Hamileler reflü durumunda, gögüste yanma ve ekşime hissi duyarlar. Ağızda acı ve ekşi bir tat oluşurken koku da hissedilir. Tok karna yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, boğulma hissi ve gaz oluşur. Kalpte baskı ve çarpıntı dahi hissetmek mümkündür. Reflü ne kadar uzun süreli ve ne kadar yukarı çıkıyor ise yanma hissi de o oranda fazla algılanmaktadır.

Doğum sonrasındaki günlerde reflü genellikle kendiliğinden geçer. Hamilelikten önce anne adayında reflü şikayeti varsa rahatsızlığın şiddeti iyice artabilmektedir. Çoğul hamilelik durumunda da reflü rahatsızlığı daha kuvvetli seyredebilir. Anne adayının yaşı da reflü rahatsızlığında önem taşımaktadır. Yaş ileri ise reflü daha etkili olmaktadır. Hamilelerde cerrahi tedavi yöntemi uygulanmaz ve ciddi reflüsü olup da hamile kalmayı planlayanlarda reflü ameliyatının hamilelikten önce yapılması önerilmektedir. Reflü tanısı sadece yakınmalarla koyulur. Sadece doktorun belirleyeceği çok özel durumlarda endoskopi önerilir ki, bu işlemin de bebeğe herhangi bir zararı olmaz.

Geceleri ortaya çıkan reflü rahatsızlıklarında yapılabilecek en kolay şey anne adayının başı yukarda kalacak şekilde yatış pozisyonunu ayarlamasıdır. Ayrıca bu durumun ilaçla da tedavisi mümkündür ve doktorların önerdiği ilaçlar bebek açısından güvenlidir. Hamilelik reflüsü katlanılması gereken bir hastalık değildir. Bugün özellikle hamileligin üçüncü ayı bittikten sonra bebeğe zararsız ve reflüye etkili tedaviler mevcuttur. Bu etkili tedavilerin kullanılması anne adaylarının yaşam kalitesini artırır.

Hamilelik döneminde reflü rahatsızlığına önlem olarak; akşam yatmadan önce ağır şeyler yemekten kaçınılmalı, yemek saati yatmadan 2-3 saat önceye alınmalıdır. Ayrıca, yanma hissini artıracak yiyeceklerden de uzak durulmalıdır. Reflüyü tetikleme ihtimali daha az olan yemekler tercih edilmelidir. Bu yiyeceklerden bazıları; elma, muz, lahana, salatalık, havuç, ayva, taze fasulye, bezelye, brokoli, fırında pişmiş patates, haşlama et, tavuğun gögüs eti, fırında balık, beyaz peynir, kepek, yulaf, mısır ekmeği, pirinç, maden suyu, yağsız salata. Yenmemesi ve uzak durulması gereken yiyeceklerden bazıları da; greyfurt suyu, portakal suyu, sirke, limon, limonata, domates ve domates sosu, hardal, patates kızartması, soğan, sarımsak, baharatlı yiyecekler, soslu makarna, şarap, her çeşit kahve, çay, sirkeli ve yağlı salata, çikolata, patates cipsidir.

Dikkat edilmesi gerekenler :

Alkolden uzak durulmalıdır.

Sık sık ve az az yemek yenilmelidir.

Yemekler yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek yenilmelidir.

Çok yağlı yiyecekler tüketilmemelidir.

Kahve, çay, kola gibi kafeinli içeceklerden uzak durulmalıdır.

Yatmadan önce hafif şeyler yenmelidir.

Gün içinde bol miktarda sıvı almak gerekir.

Aşırı sıcak besinler alınmamalıdır.

Gevşek ve rahat kıyafetler giyilmelidir.

Daima dik oturulmalı, asla kambur durulmamalıdır.

Fazla kilo almamaya özen gösterilmelidir.

Doktora danışılmadan ilaç alınmamalıdır.

Reflü nedeniyle bilinçsiz alınan bazı ilaçlar düşüğe yol açmaktadır.

Yatarken belden kıvrılmak yerine, dizleri bükerek yatmanın mideye daha az basınç yaptığı
unutulmamalıdır.

Midedeki bu yanma ve ekşime, halk arasında "bebeğin saçları çıkıyor" olarak yorumlansa da, ciddiye alınmalı ve doktora mutlaka bahsedilmelidir. Hamilelik döneminde yaşanan reflü, uygulanan basit tedavi yöntemlerine cevap vermiyor ve şiddetini de artırıyorsa, hamileliğin normal seyri olarak algılanmamalı kesinlikle uzman doktorlara danışılmalıdır. Ciddi rahatsızlıklara sebebiyet vermemek için erken dönemde yapılan küçük testlerle, annenin ve bebeğin sağlığında önlem alınabilir.

Kaynak: http://www.evybaby.com/03hamilelik/hamilelik_content.asp?id=72&sayfa=1

Gebelikte Beslenme

Gebelik anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücudunda taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir. Bebeği içinde hissetmek, yavaş yavaş artan ağırlık, değişen fiziksel görünüm, anneye başka bir güzellik katar.

Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve beslenmesi ile doğru orantılıdır.

Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve doğum yaşı hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için lazım olanları seçip alarak, büyür beslenir.

Gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla yemek, dengesiz beslenmek doğru değildir. Ama doğum sonrası eski görünüme kolayca ulaşmak için az yemek ise hiç doğru değildir.

İnsan yaşamında beslenmenin çok önemli ve çok özel olduğu devrelerden biri olan gebelik, anneye topluma sağlıklı bireyler kazandırma sorumluluğunu vermiştir. Anne iyi ve doğru beslenmezse ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, bedensel ve zihinsel özürlü doğumlar gibi tehlikelerle karşılaşabilir. Kendisinde ise kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş kayıpları ve kemik problemleri olabilir.

Gebelikte sindirim Sorunları
Gebeliğin ilk üç ayında uyum problemleri nedeniyle bulantı ve kusmalar görülür.Yiyecekleri tüketmede zorluklar olur. Sözü edilen uyum problemleri her annede olacak değildir. Bu ilk dönemde kusma ve bulantıyı tetikleyen şartları mümkün olduğunca ortadan kaldırmaya, biraz sakinleştikten sonra başka yiyecekler tüketmeyi denemeye çalışmalıdır.

Çok yağlı yiyecekler, fazla sulu yemekler, ağır kokulu baharatlar, lahana, karnıbahar ve et, kavrulmuş soğan kokuları bulantı ve kusmayı tetikler. Pişerken kokusu ile zaten hassas olan anneyi uyaran yiyecekler ya başka yerde pişmeli, ya da bunların yerine uygun değişimler kullanılmalıdır. Örneğin et yerine balık, tavuk, hindi eti tüketilebilir.

Kış sebzelerinden havuç, patates, ıspanak tüketilebilir. Limon ,yoğurt yemeklerde tüketimi kolaylaştırır.Limon hem C vitamini olarak hem de rahatlatıcı olarak kullanılabilir.

Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlar.

Sıvı yiyecekleri az tüketmeye ve yemek sonrası bir süre dinlenmeye özen gösterilirse problemler azalabilir. Az ve sık beslenmek de yaralıdır.

Kabızlık ileri aylarda görülebilen problemlerdendir. Kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek,her öğünde sebze ve salataya yer vererek busorunun önüne geçebiliriz. Günlük yürüyüşleri ve su tüketiminide ihmal etmemeliyiz.

Gebelikte Doğru ve Yeterli Beslenme
Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken fazladan alacağı protein, enerji, vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.

Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması annenin yaklaşık 10-12 kg alması demektir. Bu artışı sağlayabilmek için ek olarak günlük 20 gr. Protein, 15-20mg. Demir, 500mg. Kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji artışı gereklidir.

Doğru beslenme ve gebelik durumunun özellikleri nedeniyle gereksinmelerin çeşitli yiyecek guruplarından sağlanması gerekir.

Yiyecekler vücudumuzda çeşitli görevler yaparlar. Aynı görevleri yapan yiyeklerden besin gurupları oluşturulmuştur. Gurup seçeneklerinden birini tüketmiyorsanız bir diğerini yiyerek de doğru beslenebilirsiniz.

ET, YUMURTA, KURUBAKLAGİL GRUBU: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler. Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.

SEBZE VE MEYVELER : Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlarlar.

TAHILLAR: Enerji ve B gurubu vitaminleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye yardımcı olurlar.

YAĞLAR VE ŞEKERLER : Sadece enerji içerirler. Enerji gereksinimine yardımcı olurlar.
Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin guruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.

Gebelikte Dikkat Edilmesi Gereken En Önemli Nokta
Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlamaktır. Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak bu süreçte doğru değildir, kilosunu korumaya çalışmak, ilk üç ayda enerji eklemesi yapmamak, dördüncü aydan sonra enerji kısıtlamasına gitmemek gerekir. Daha yüksek enerjili yiyeceklerden daha fazla almasına engel olarak, gebelik için gerekli besin ögelerini alarak gereksinmelerini karşılamak esastır.

Ergenlik çağında olan, ya da yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken kilonun sağlanması ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanması sağlanmalıdır.

Gebelikte ağırlığın takibi çok önemlidir. İlk üç ayda 0,5-1 kg, sonraki aylarda ise ortalama 1.5-2.0 kg, ağırlık kazanması uygundur. Çok zayıf gebelerde, yetersiz ve dengesiz beslenenlerde düşük ağırlıklı doğum, erken doğum, ölü doğum, zihinsel ve bedensel özürlü doğumlar görülebilir. Annede anemi, kemik ve diş kayıpları, preeklempsi, vücutta su tutulması (ödem), iş gücü kaybı, halsizlik görülme oranı yüksektir. Çok kilolu gebelerde hipertansiyon, şeker hastalığı, doğum güçlükleri gibi problemler görülebilir. Bu nedenle anne adaylarının gebelik öncesi kontrolleri yapılması, gebe kaldıktan sonra her ay beslenme ve kilo izlenmesinin yapılması gerekmektedir.

Örnek Yemek Listesi


SABAH:

1 bardak süt,
1 yumurta,
1 dilim peynir,
1 orta dilim ekmek,
1 domates, 1 salatalık, maydanoz, yeşil biber, dereotu v.b

KUŞLUK:

1 meyve + 1 bardak ayran + 1 ince dilim ekmek

ÖĞLE:

1 Porsiyon etli kurubaklagil yemeği
1 porsiyon pilav veya makarna
1 bardak ayran
1 porsiyon salata
1 orta dilim ekmek ,1 adet meyve

İKİNDİ:

1 dilim ekmek+ 1 dilim peynir + domates , salatalık + 1meyve

AKŞAM:

1 porsiyon et, balık, tavuk (sebzeli)
1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği
1 bardak ayran,
1 porsiyon salata , 1orta dilim ekmek

GECE:

1 su bardağı süt veya 1 porsiyon sütlü tatlı + 1 porsiyon meyve

Kahvaltıda veya ara öğünlerde 5 zeytin, 1tatlı kaşığı bal, pekmez, reçel tüketilebilir. 1 porsiyon meyve 1orta boy elma, portakal veya küçük bir salkım üzüm, ince bir dilim karpuz veya kavun, yarım muz veya greyfrut olabilir.

Gebelikte Beslenmede Dikkat Edilecek Noktalar

  • Çay, kahve gibi içeceklerin yemekle birlikte tüketiminizi azaltıp, yerine ayran, süt, meyve sularını tercih ediniz. Her öğünde mutlaka C vitamini kaynakları tüketiniz.

  • Sebze ,meyve, kurubaklagilleri iyice yıkamadan tüketmeyiniz.Sebzelerin ,makarnanın haşlama sularını dökmeyiniz, ya suyunu çektirerek pişiriniz ya da sularını çorbalarda kullanınız.

  • Sigara,alkol kullanmayınız, Sigara dumanına maruz kalmayınız.

  • Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Tansiyon yüksekliklerinde yemekleri tuzsuz pişiriniz.

  • Hazır gıdalardan kaçınıp doğal besinler tüketiniz. Hazır içecekler, hazır çorbalar, ve mevsimi olmayan sebze ve meyveleri tüketmeyiniz.

  • Et, balık, tavuk, kurubaklagil tüketimini birer gün ara ile yaparak tek düzelikten kurtulup bıkkınlık yaratmadan doğru besleniniz.

  • Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir yerine çökelek tüketebilisiniz.
    Yağda kızarmış hamur tatlıları yerine, meyve veya sütlü tatlıları tercih ediniz.

    Hazırlayan : Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu
    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    Kaynak: http://www.tr.net/saglik/kadin_sagligi_gebelikte_beslenme.shtml

Hamilelik ve Omega3

Omega-3 yağ asitleri, hamilelik döneminde ve sonrasında bebeklerin beyin ve sinir sisteminin gelişimine yardımcı olur. Omega-3 yağ asitleri çoklu doymamış yağ asitleridir ve doğum öncesinde kan yoluyla doğumdan sonra da anne sütüyle beynin ve retinanın gelişiminde kullanılmak üzere bebeğe aktarılır.

Hamilelik ve emzirme döneminde; demir, folik asit ve kalsiyum alınmasının önemi bilinmektedir ve bunlara omega 3 yağ asitleri de eklenmiştir. Omega-3 yağ asitleri, özellikle beyin, retina ve kalpte yüksek oranlarda bulunmaktadır. Hamileliğin özellikle son üç ayında anneden bebeğe büyük miktarlarda Omega-3 yağ asitleri iletilir. Hamilenin özellikle bu aylarda daha çok balık yemesi veya takviye alması doktorlar tarafından önerilmektedir. İnsan beyni doğumdan önceki son üç ayda hızla büyür, doğumdan sonraki ilk 12 haftada bu büyüme hızı 3 kat artar. Bu nedenle hamile ve emzikli annelerin Omega-3 içeren gıdaları yeterince ve dengeli biçimde almaları çok önemlidir.

Hamilelik döneminde alınan Omega-3 yağ asitleri, erken doğum ve düşük riskini azaltmakta ve preeklampsinin daha az görülmesini sağlamaktadır. Ayrıca uzmanlar tarafından yapılan araştırmalarda yine Omega-3 maddesini bolca tüketen annelerin bebeklerinin yenidoğan ve bebeklik döneminde daha az uyku sorunu yaşadığını, ileriki dönemlerde çocukluk çağı allerjilerinin daha az görüldüğünü, hiperaktivite gibi dikkat eksikliği sorunlarının daha az yaşandığını göstermektedir.

Omega-3 yağ asitleri temel yağ asitleri olarak bilinir ve vücut tarafından üretilmediği için mutlaka besinlerden alınması gerekir. Omega-3 eksikliğinde; yavaş büyüme, görme zayıflığı, öğrenme yeteneğinde zayıflık, motor hareketlerde düzensizlik, kol ve bacaklarda uyuşukluk hissi, davranış değişiklikleri gözlemlenir.

Omega-3 bulunduran besinler:
  • Balık eti
  • Ispanak
  • Semizotu
  • Ceviz
  • Badem
  • Yumurta
  • Mısır
  • Soya filizi
  • Nohut
  • Kuru fasulye
  • Marul
  • Lahana
  • Brokoli

Omega-3 maddesinden faydalanabilmek için, haftada iki kez balık yemek yeterli olabilmektedir. Günde 2-3 adet ceviz tüketmek ya da haftada iki porsiyon koyu yeşil yapraklı sebzelerden tüketmek Omega-3 ihtiyacını karşılamak için yeterli sayılmaktadır. Balık tüketiminde özellikle lüfer, levrek, çupra, çinekop, uskumru, istavrit, hamsi, somon gibi balıklar tüketilmeli ve konserve ton balıkları ayda 1-2 kutu dışında tüketilmemelidir. Balığı kızartmak yerine ızgara ya da buğulama olarak yemeyi tercih etmek gerekir. Balık yağı tabletleri doktor onayı alınarak içilmeli ve daha çok son aylarda kullanılmalıdır. Balık yağlarının bir kaç çeşiti olduğuna dikkat edilmeli ve gövdesinden üretilen yağlar tercih edilmelidir.

Omega-3 yağ asitlerinin diğer faydaları:

  • Düzenli kan dolaşımına yardımcı olur. Damar kaslarının elastikiyetini artırır.
  • Hücre gelişiminde katkıda bulunur.
  • Oksijenin kan akışı içerisinde transferinin yapılmasına yardımcı olur.
  • Kandaki kolesterol seviyesini düşürerek kalp sağlığını korur, kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır.
  • Retina güçlenir ve gözler daha iyi görür.
  • Cilt sağlıklı ve pürüzsüz bir görünüm kazanır.
  • Hücre zarlarını kuvvetlendirir.
  • Kan şekeri seviyesinin kontrol altında tutulmasını sağlar.
  • Vücut enfeksiyonlara karşı daha dirençli olur.
  • Mutlu ve zinde hissetmeye yardımcı olur.
  • Stres, depresyon, yorgunluk gibi rahatsızlıklara olumlu etki eder.
  • Öğrenim bozukluğu ve dikkat eksikliğine faydalıdır.
  • Kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını sağlayarak migren tipi ağrıları önlüyor.
  • Karbonhidrat ve proteinlerden daha zengin enerji kaynağıdır.
  • Saçları canlandırı ve parlak görünmesini sağler.
  • Kemiklerin gelişiminde ve şekillenmesinde önemli rol oynar. Ayrıca kemik erimesi hastalığı tedavisinde katkıları vardır.

    Kaynak: http://www.evybaby.com/03hamilelik/hamilelik_content.asp?id=74&sayfa=1

Gebelik ve Annelik Ucretsiz Bulten

Gebelik ve Annelik sitemize son eklenen yazilardan haberdar olmak isterseniz, asagida yeralan kutucuga mail adresinizi yazarak Kayıt Ol demeniz yeterli olacaktir. Bu islem ardindan yenilikler mail adresinize ucretsiz ve duzenli olarak gonderilecektir.
E-posta Adresi: